Vergi Usul Kanunu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Vergi Usul Kanunu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Nisan 2015 Çarşamba

Banka hesap bildirim cetvellerinin (ekstrenin) banka dekontları yerine kullanılıp kullanılmayacağı

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Katma Değer Vergisi Grup Müdürlüğü


Sayı
:
39044742-KDV.29-1625
12/06/2014
Konu
:
Banka hesap bildirim cetvellerinin (ekstrenin) banka dekontları yerine kullanılıp kullanılmayacağı.

            İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, şirket aktifinize kayıtlı kiralık otomobiller için İş Bankası Sultanhamam şubesinden HGS (Hızlı Geçiş Sistemi)  alınarak araçlara monte edildiği, HGS bakiyelerinin 20 TL'nin altına indiğinde otomatik olarak yükleme yapılması için talimat verildiği, bankadan otomatik yüklemeler için dekont talep edilmesi üzerine, sistemden otomatik olarak yapılan yüklemeler için dekont üretilemediği bunun yerine ekstre verilebileceği belirtilerek, banka ekstrelerinin dekont yerine kullanılıp kullanılmayacağı ve iç yüzde yöntemi ile KDV ayrılıp ayrılmayacağı hususlarında Başkanlığımızdan görüş talep edilmektedir.
            -VERGİ USUL KANUNU YÖNÜNDEN;
             Vergi Usul Kanununun 227'nci maddesinde, bu kanunda aksine hüküm olmadıkça bu kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait kayıtların tevsikinin mecburi olduğu hükme bağlanmış; aynı kanunun 229-242'nci maddelerinde de bu Kanuna göre düzenlenmesi ve alınması gereken fatura ve fatura yerine geçen vesikalar, serbest meslek makbuzu, ücretlere ait kayıt ve vesikalar ile diğer evrak ve vesikalara ait hükümlere yer verilmiştir.
             Aynı Kanunun 253'üncü maddesinde ise, bu kanuna göre defter tutmak mecburiyetinde olanların, tuttukları defterlerle üçüncü kısımda yazılı vesikaları, ilgili bulundukları yılı takip eden takvim yılından başlıyarak beş yıl süre ile muhafaza etmeye mecbur oldukları hüküm altına alınmıştır.
             Vergi Usul Kanununun mükerrer 257'nci maddesinin Maliye Bakanlığına verdiği yetkiye dayanılarak mükerrer belge düzenleme mecburiyetinin yarattığı külfetleri azaltmak amacıyla bankalar, sigorta şirketleri ve acenteleri, sermaye piyasası aracı kurumları ile ikrazatçılıkla uğraşanların faaliyetleri sırasında düzenleyecekleri belgelerle ilgili olarak 243 ve 246 Sıra No'lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğleri ile düzenlemeler yapılmıştır.
             Bahsi geçen 243 Sıra No'lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile bankaların, yaptıkları hizmet ve satış işlemlerine ilişkin kayıtlarının dayanağı olan fatura yerine, düzenleyecekleri belgelerin kapsamı belirlenmiştir. Buna göre;
            Bankalar, döviz alım satım işlemleri ile menkul kıymetler borsasında aracı kurum sıfatıyla müşterileri adına yaptıkları menkul kıymet alım satımları hariç olmak üzere, yaptıkları bütün hizmetler veya satışlar dolayısıyla lehlerine tahakkuk edecek tutarları tebliğde belirtilen şartlara uygun olarak düzenleyecekleri dekontlarla belgeleyeceklerdir.
             Konuya ilişkin olarak yayımlanan 246 Sıra No'lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği  ile Bankaların yaptıkları hizmetler dolayısıyla, lehlerine tahakkuk eden meblağları 243 Sıra No'lu Tebliğde açıklanan esaslara göre düzenlenecek dekontlarla belgelendirecekleri ancak, bankacılık teamüllerine göre bir, üç, altı ay veya bir yıl gibi belirli hesap devreleri itibariyle, devre sonlarında düzenlenen hesap  bildirim cetvelleri (ekstreler) ile bildirilmesi mutad olan faiz, hizmet bedeli, komisyon ve masrafları için dekont yerine aynı bilgileri taşımak şartı ile hesap bildirim cetvelleri düzenleyebileceklerine yer verilmiştir.
            Bu itibarla, bankadan alınan, bankacılık teamüllerine göre  bir, üç, altı ay veya bir yıl gibi belirli hesap devreleri itibariyle, devre sonlarında düzenlenen hesap bildirim cetvelleri (ekstreler) ile bildirilmesi mutad olan faiz, hizmet bedeli, komisyon ve masrafları için dekont yerine aynı bilgileri taşımak şartı ile hesap bildirim cetvellerinin kullanılması mümkün bulunmaktadır.
            -KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN;
            3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 1/1'inci maddesinde; ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde Türkiye'de yapılan teslim ve hizmetlerin KDV'ye tabi olduğu hüküm altına alınmıştır.
            29/1'inci maddesinde, mükelleflerin yaptıkları vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça faaliyetlerine ilişkin olarak kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen KDV'nin indirilebileceği,
            29/3'üncü maddesinde, indirim hakkının, vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu takvim yılı aşılmamak şartıyla ilgili vesikaların kanuni defterlere kaydedildiği vergilendirme döneminde kullanılacağı belirtilmiştir.
            34/2'nci maddesinde ise, katma değer vergisinin fatura ve benzeri vesikalarda ayrıca gösterilmesine gerek görülmeyen işlemlerde vergi indiriminin nasıl belgelendirileceğinin Maliye ve Gümrük Bakanlığınca tespit olunacağı hüküm altına alınmıştır.
            Buna göre, HGS ile geçişlerde kullanılmak üzere (vadesiz mevduat hesabından çekilerek yükleme yapılması konusunda verilen talimat üzerine)  İş Bankası Sultanhamam şubesince sistemden otomatik olarak yapılan yüklemeler için dekont yerine aynı bilgileri taşımak şartı ile düzenlenecek ekstrelerde yer alan işlem bedeline KDV tutarının da dahil tahsil edilmiş olması halinde, ekstrenin düzenlendiği dönemde işlem bedeline iç yüzde oranı uygulanmak suretiyle hesaplanacak KDV'nin genel hükümler çerçevesinde indirim konusu yapılması mümkün bulunmaktadır.
            Bilgi edinilmesini rica ederim.

İthalatın yapıldığı firmanın yapmış olduğu fiyat indirimlerinin belgelendirilmesi

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
(Mükellef Hizmetleri Katma Değer Vergisi Grup Müdürlüğü)


Sayı
:
39044742-KDV.1-293
19/02/2015
Konu
:
İthalatın yapıldığı firmanın yapmış olduğu fiyat indirimlerinin belgelendirilmesi.

            İlgide kayıtlı özelge talep formunda, şirketinizin  yurt dışından ithal ettiği hammaddeleri Türkiye'deki ve yurt dışındaki müşterilere sattığı, üretim faaliyetinde bulunmadığı, malların bedelini ve ithalde ödenmesi gereken katma değer vergisi ve diğer yükümlülükleri ödeyerek malların fiili ithalatını yaptığı, yapılan ithalatın genellikle mal mukabili olduğu, distribitör ya da acente şeklinde faaliyette bulunmadığı, ithalatı yapılan mallar ile ilgili olarak yıl sonlarında bazen fiyat farkına istinaden bazen de ithal edilen malların miktarına ilişkin olarak ihracatçı firmaların şirketinize fiyat indirimleri sağladıkları, bu fiyat indirimlerinin ihracatçı firmalar tarafından düzenlenen "Debit Note" denilen bir fatura ile şirketiniz hesaplarına nakit olarak gönderildiği, bu şekilde gelen tutarların şirketiniz tarafından 649 numaralı hesaba  (Diğer olağan gelir ve kârlar hesabı) gelir olarak kaydedildiği belirtilerek; bu işlem için şirketinizce fatura düzenlemesi gerekip gerekmediği ile fatura düzenlenmesi durumunda KDV hesaplanıp hesaplanmayacağı hususlarında Başkanlığımız görüşünün talep edildiği anlaşılmıştır.
            VERGİ USUL KANUNU YÖNÜNDEN:
            213 sayılı Vergi Usul Kanununun 227 nci maddesinin birinci fıkrasında, "Bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça bu Kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsiki mecburidir." hükmü yer almaktadır. Söz konusu kayıtların ise mezkûr Kanunun 229 ve müteakip maddelerinde yer alan, fatura, gider pusulası, müstahsil makbuzu şeklindeki belgelerden herhangi birisi ile tevsik edilmesi gerekmektedir.
            Buna göre, üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait kayıtlar vesikalara dayanılarak tevsik edilecektir.
            Alacak ve borç notu "credit note-debit note" uluslararası ticaret yapan şirketlerce ticarette öngörülmeyecek şekilde ortaya çıkan maliyete ilişkin unsurları karşılıklı olarak dengelemek amacıyla kullanılan notlardır. Bu notlar, genellikle firmalar tarafından fiyat farklılıklarına ilişkin birer düzeltme aracı olarak kullanıldığı gibi, satıcı tarafından alıcıya ticari, lojistik, teknik talepler, komisyon ve indirim gibi nedenlerle de gönderilir.
            Buna göre, yurt dışındaki satıcı tarafından satılan mal miktarına veya fiyat farkına istinaden yurt içindeki alıcı adına fiyat indiriminde bulunması durumunda alınan mal veya hizmetin fiyatı azalacak, dolayısıyla alıcının yurt dışındaki satıcıya olan borcu da azalarak geliri artmış olacaktır. Bu durumda yurt içindeki alıcı firmanın yurt dışındaki firma adına fatura düzenlemesi gerekmektedir. Ayrıca, yurt dışındaki müşterinin credit note düzenlemesi mümkün olmakla beraber kayıtların vergi mevzuatına göre tevsiki açısından faturanın düzenlenmesi zorunluluğu ortadan kalkmamaktadır.
            Öte yandan, tüm tevsik edici belge ve yazışmaların muhafazasının ve gerektiğinde ibraz edilmesinin şart olduğu tabiidir.
            KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN:
            3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 35 inci maddesine göre; malların iade edilmesi, işlemin gerçekleşmemesi, işlemden vazgeçilmesi veya sair sebeplerle matrahta değişiklik vuku bulduğu hallerde, vergiye tabi işlemleri yapmış olan mükellef, bunlar için borçlandığı vergiyi; bu işlemlere muhatap olan mükellef ise indirme hakkı bulunan vergiyi değişikliğin mahiyetine uygun şekilde ve değişikliğin vuku bulduğu dönem içinde düzeltecektir.
             Ayrıca, fatura ve benzeri belgelerde ayrıca gösterilmeyip, yıl sonlarında belli bir dönem sonunda ya da belli bir ciro aşıldığında yapılan iskontolar nedeniyle işlemlerin matrahında değişiklik vuku bulması halinde ne şekilde hareket edileceğine yönelik açıklamalara 26/4/2014 tarih ve 28983 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinin (III/C-6.1.) numaralı bölümünde yer verilmiştir.
             Buna göre, fiili ithal tarihinden sonra yurtdışındaki firmanın alış iskontosu nedeniyle tarafınıza göndereceği "debit note" belgesine istinaden lehinize bir fiyat indirimi yapılması durumunda, yapılan indirimler nedeniyle işlemin matrahında değişiklik vuku bulmakta olup, bu değişikliğin Kanunun 35 inci maddesi hükümlerine göre düzeltilmesi gerekmektedir.
             Bu itibarla, söz konusu malların ithali sırasında ödenen KDV tutarlarının indirim konusu yapıldığı hususu da dikkate alınarak, mal bedelinde meydana gelen değişikliğe paralel olarak indirim tutarları da düzeltilecektir.
             Bu düzeltme işlemi, matrahta değişikliğin vuku bulduğu vergilendirme dönemine ait KDV beyannamesinde fazladan indirilen tutar, "ilave edilecek KDV" satırında beyan edilmek suretiyle yapılacak olup, tarafınıza gönderilen "debit note" belgesine istinaden yurt dışındaki satıcı firmaya katma değer vergisi ihtiva etmeyen bir fatura düzenlemeniz ve bu faturayı da kayıtlarınıza intikal ettirmeniz gerekmektedir. Öte yandan, düzeltme sonucu "ilave edilecek KDV" satırında beyan edilen KDV tutarının indirim hesaplarına alınması mümkün bulunmaktadır.
            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Yurt içi ve yurt dışındaki nihai tüketicilere ve vergi mükellefi olan kişilere yapılan satışlarda belge düzeni

lgide kayıtlı özelge talep formunda, yurt dışındaki nihai tüketicilere ve vergi mükelleflerine gümrük hattından değil de kargo aracılığı ile yapılan teslimlerde, ödeme kaydedici cihaz kullanma mecburiyetinin olup olmadığı ile ödeme kaydedici cihaz kullanma mecburiyetinin olmaması halinde düzenlenecek faturalara müşterilerin vergi kimlik numarası ve iş yeri adreslerinin yazılmasının yeterli olup olmadığı, ayrıca web sitesi üzerinden gerçekleştirilen satışlarda ödeme kaydedici cihaz kullanma mecburiyetinin bulunup bulunmadığı hususlarında Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

İnternet ortamında yapılan toptan veya perakende satış karşılığında Ödeme Kaydedici Cihaz kullanma mecburiyeti bulunup bulunmadığı

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
İZMİR VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
(Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü)


Sayı
:
67854564-1741-216
18/04/2014
Konu
:
İnternet ortamında yapılan toptan veya perakende satış karşılığında ökc. kullanma mecburiyeti bulunup bulunmadığı

            İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, ... vatandaşlarına yine ... bulunan ve sözleşme yaptığınız ... unvanlı proje sahibi firmanın şirketinize verdiği yetki ile projede ürünü bulunan ... firmalarının ürünlerinin telefon ve internet aracılığı ile pazarlamasını yaptığınız, satışını gerçekleştirdiğiniz ürünlerin ... vatandaşlarına teslimatının üretici firma tarafından yapıldığı, şirketinizin ürün ile ilgisinin olmadığı, şirketinizce potansiyel müşterilerle ürün satıcısı arasında bağlantı kurularak ilgili firma adına pazarlamasını yaptığınız ürünler için ... firmasından komisyon ücreti aldığınız belirtilerek ödeme kaydedici cihaz kullanma mecburiyetinizin bulunup bulunmadığı hususunda Başkanlığımız görüşü istenilmektedir.
            Bilindiği üzere, 3100 sayılı Katma Değer Vergisi Mükelleflerinin Ödeme Kaydedici Cihazları Kullanmaları Mecburiyeti Hakkında Kanunun 1' inci maddesinin 1' inci fıkrasında, satışı yapılan malları aynen veya işledikten sonra satışını yapanlar dışındakilere satan veya aynı kimselere hizmet veren birinci ve ikinci sınıf tüccarların, bu Kanuna göre ödeme kaydedici cihaz kullanmak mecburiyetinde oldukları hükme bağlanmıştır.
            213 sayılı Vergi Usul Kanununun 232' nci maddesinde; "Birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edilenlerle defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçiler:
            1. Birinci ve ikinci sınıf tüccarlara;
            2. Serbest meslek erbabına;
            3. Kazançları basit usulde tespit olunan tüccarlara;
            4. Defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilere;
            5. Vergiden muaf esnafa.
            Sattıkları emtia veya yaptıkları işler için fatura vermek ve bunlar da fatura istemek ve almak mecburiyetindedirler.
             Yukarıdakiler dışında kalanların, birinci ve ikinci sınıf tüccarlar ile kazancı basit usulde tespit edilenlerden ve defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilerden satın aldıkları emtia veya onlara yaptırdıkları iş bedelinin (01.01.2014 tarihinden geçerli olmak üzere) 800 TL'yi geçmesi veya bedeli 800 TL' den az olsa dahi istemeleri halinde emtiayı satanın veya işi yapanın fatura vermesi mecburidir."  hükmü yer almaktadır.
             Buna göre, özelge talep formunuzda belirtildiği şekilde, ... unvanlı proje sahibi firmanın verdiği yetki ile projede ürünü bulunan ... firmalarının ürünlerinin telefon ve internet aracılığı ile pazarlanmasını ve satışını gerçekleştirdiğiniz ürünlerin ... vatandaşlarına teslimatının, üretici firma tarafından yapılması, şirketinizin ürün ile ilgisinin olmaması ve şirketinizce potansiyel müşterilerle ürün satıcısı arasında bağlantı kurularak ilgili firma adına pazarlamasını yaptığınız ürünler için ... firmasından alınan komisyon ücreti için fatura düzenlenmesi halinde ödeme kaydedici cihaz kullanma mecburiyetiniz bulunmamaktadır. Ancak, bu tür satışlar yanında işyerinizden müşterilerinize doğrudan satış yapmanız durumunda 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 232' nci maddesine göre fatura düzenleme zorunluluğu olmayan satışlarınızı belgelendirmek için ödeme kaydedici cihaz kullanmanız gerektiği tabiidir.
            Bilgi edinilmesini rica ederim.

EFT-POS özellikli yeni nesil ödeme kaydedici cihaz kullanımı

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
 BÜYÜK MÜKELLEFLER VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
(Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü)


Sayı
:
64597866-195[1-2014]-126
19/08/2014
Konu
:
EFT-POS özellikli yeni nesil ödeme kaydedici cihaz kullanımı.

            İlgide kayıtlı özelge talep formu ile, LPG ve LNG ürünlerinin depolama, satış ve dağıtımı faaliyetinden dolayı Başkanlığımız ............... vergi numaralı mükellefi olan şirketinizin faaliyeti gereği nihai tüketicilere satış yaptığı ve bu satışların tahsilatında seyyar EFT-POS cihazları kullanıldığı belirtilerek,
            -Nihai tüketicilere fatura düzenleme sınırının üzerindeki LPG teslimlerinde fatura düzenlendiği ve tahsilatların da zaman zaman seyyar EFT-POS cihazları aracılığıyla yapıldığı, EFT-POS özellikli yeni nesil ödeme kaydedici cihaz (YN ÖKC) kullanılmaya başlanmasıyla fatura düzenlemek zorunda olduğunuz söz konusu teslimler için ÖKC fişi düzenlenip düzenlenemeyeceği, düzenlenememesi halinde ise seyyar EFT-POS cihazları kullanılarak yapılan tahsilatlarda belge düzeninin ne şekilde olacağı,
            -LPG ve damacana su satışını bayiler aracılığıyla gerçekleştiren şirketinizin piyasa koşulları gereği dönem dönem nihai tüketicilere de satış gerçekleştirdiği, nihai tüketicilere yapılan tüplü LPG ve damacana su teslimleri için ÖKC fişi yerine fatura düzenlenip düzenlenmeyeceği ve bu satışlar için ÖKC özelliği olmayan EFT-POS cihazları kullanılıp kullanılamayacağı,
            -Şirketinizce yapılan bazı teslimlere ilişkin tahsilatların malın ve faturanın müşteriye tesliminden daha sonraki bir tarihte gerçekleştirildiği, bu şekilde teslimin yapıldığı tarihten farklı bir tarihte tahsilatın yapılması halinde ÖKC özelliği olmayan EFT-POS cihazı kullanımına devam edilip edilmeyeceği, ÖKC özelliği olmayan EFT-POS cihazlarının kullanılamaması halinde ise belgelendirmenin nasıl yapılacağı,
            -Lokanta ve büfelere yapılan LPG teslimatlarının Vergi Usul Kanununun 232 nci maddesi gereği fatura düzenlemek suretiyle belgelendirildiği, bu teslimlere ilişkin tahsilatların bir kısmının ÖKC özelliği olmayan EFT-POS cihazları ile yapıldığı, fatura düzenlemek zorunda olduğunuz teslimlerde ÖKC özelliği olmayan EFT-POS cihazlarının kullanılmaya devam edilip edilmeyeceği,
            -Konutlara ısınma amacıyla yapılan LPG teslimlerinde, tüketicinin kullanım miktarının sayaç okuma sonucu belirlendiği ve okunan değerlerin merkeze iletilerek fatura düzenlenmesinin sağlandığı belirtilmek suretiyle, nihai tüketicilere yapılan bu teslimler için ÖKC özelliği olmayan EFT-POS cihazı kullanılıp kullanılamayacağı ve belgelendirmenin ne şekilde olacağı,
            hususlarında Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.
            426 Sıra No'lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesiyle Bakanlığımıza tanınan yetkiye istinaden, satışı yapılan malları aynen veya işlendikten sonra satışını yapanlar dışındaki kimselere satan veya aynı kimselere hizmet veren birinci ve ikinci sınıf tüccarlara (perakende teslimde bulunan veya hizmet ifa eden) Vergi Usul Kanununa göre fatura vermek zorunda olmadıkları mal satışları veya hizmet ifalarının belgelendirilmesinde (06.12.1984 tarihli ve 3100 sayılı Katma Değer Vergisi Mükelleflerinin Ödeme Kaydedici Cihazları Kullanmaları Mecburiyeti Hakkında Kanuna göre kullanmak zorunda oldukları ÖKC' lerin yerine) "YN ÖKC' leri" kullanma mecburiyeti getirilmiştir.
             Anılan Genel Tebliğin 4 numaralı bölümünde; "...a) 3100 sayılı Katma Değer Vergisi Mükelleflerinin Ödeme Kaydedici Cihazları Kullanmaları Mecburiyeti Hakkında Kanun ve ilgili mevzuatına göre ödeme kaydedici cihaz kullanmak zorunda olan mükelleflerden, faaliyetlerinde seyyar EFT-POS cihazı kullananlar (427 sıra nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile değişen ibare)1/10/2013(*) tarihinden itibaren yeni nesil ödeme kaydedici cihazlardan EFT-POS özellikli cihazları kullanmak zorundadırlar. Kapsama dâhil olan mükelleflerin, mezkûr tarihten sonra kullandıkları tüm seyyar EFT-POS cihazlarının yeni nesil ödeme kaydedici cihaz özelliği bulunmalıdır. Mükellefler bu tarihten önce de söz konusu yeni nesil ödeme kaydedici cihazları alarak kullanabilirler." denilmektedir.
            YN ÖKC Teknik Kılavuzları (1) ve (2) nin 17/e bendinde ise faturaların gerek EFT-POS özellikli YN ÖKC'lere bağlı fatura yazıcıları kullanılmak suretiyle gerekse başka fatura düzenleyici cihazlar kullanılarak veya elle düzenlenmesi halinde de satış işleminin YN ÖKC'de başlaması ve cihazda buna dair kayıt oluşturulması gerektiği ve fatura numarası girilmeden satış işleminin sonlandırılamayacağı açıklanmaktadır.
             Diğer taraftan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 232 nci maddesinde " Birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edilenlerle,  defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçiler:
            1. Birinci ve ikinci sınıf tüccarlara;
            2. Serbest meslek erbabına;
            3. Kazançları basit usulde tespit olunan tüccarlara;
            4. Defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilere;
            5. Vergiden muaf esnafa.
            Sattıkları emtia veya yaptıkları işler için fatura vermek ve bunlar da fatura istemek ve almak mecburiyetindedirler.
            Yukarıdakiler dışında kalanların, birinci ve ikinci sınıf tüccarlar ile kazancı basit usulde tesbit edilenlerden ve defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilerden satın aldıkları emtia veya onlara yaptırdıkları iş bedelinin 800 TL'yi geçmesi veya bedeli 800 TL' den az olsa dahi istemeleri halinde emtiayı satanın veya işi yapanın fatura vermesi mecburidir." denilmiştir.
            Bu nedenlerle, 426 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği kapsamına girmeyen toptan ticaretle uğraşan mükelleflerin, YN ÖKC'leri kullanma mecburiyetleri bulunmamakta; yalnızca perakende ticaretle uğraşan veya hizmet ifa eden birinci ve ikinci sınıf tacirlerin Genel Tebliğde belirtilen tarihler itibariyle Bakanlığımızca onaylanmış bulunan YN ÖKC'leri kullanmaları gerekmektedir.
            Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, Vergi Usul Kanununun 232' nci maddesine göre fatura düzenleme mecburiyeti olmayan satışlarınızın da bulunması sebebiyle;
            -Nihai tüketicilere yapılan, fatura düzenleme sınırı olan 800.-TL'nin üzerindeki satışlarda veya bu sınırın altında kalmakla birlikte müşterilerin fatura istediği hallerde mutlaka fatura düzenlenmesi gerekmekte olup buna ilişkin tahsilatın seyyar banka POS' u ile yapılması halinde, söz konusu banka POS' unun yerine EFT-POS özellikli YN ÖKC kullanılması, düzenlenen faturanın tarih, sayı ve tutarının YN ÖKC'ye kayıt edilmesi suretiyle işlemin sonlandırılması gerekmektedir.     
               -Nihai tüketicilere yapılan ve fatura düzenleme sınırının altında kalan ve müşterinin de talep etmemesi nedeniyle fatura düzenleme mecburiyeti bulunmayan damacana su, LPG ve benzeri satışlarda tahsilatın seyyar banka POS'u ile yapılması halinde söz konusu banka POS'u yerine YN ÖKC kullanılacaktır. Söz konusu işlemle ilgili şirketinizin satış fişi düzenlemek yerine fatura düzenlemeyi tercih etmesi mümkün olup, bu durumda düzenlenen faturanın tarih sayı ve tutarının YN ÖKC'ye kayıt edilmesi suretiyle işlem sonlandırılacaktır. İşlemlerinizde seyyar banka POS'unun kullanılmaması halinde ise 3100 Sayılı Kanuna tabi mevcut ÖKC'lerin 01.01.2016 tarihine kadar kullanılmaya devam edilmesi mümkündür.
            - Faturanın müşteriye tesliminden daha sonraki bir tarihte gerçekleşen tahsilatlarda da seyyar banka  POS' larının yerine, önceden tanzim edilen faturanın tarih, sayı ve tutarı girilerek kayıt oluşturmak suretiyle EFT-POS özellikli YN ÖKC kullanılacaktır.
             -Lokanta ve büfelere yapılan LPG teslimatlarında Vergi Usul Kanununun 232' nci maddesi gereği  (gider belgesi niteliği itibariyle) fatura düzenlenmesi zorunda olduğundan, bu teslimlere ilişkin tahsilatlarda EFT-POS özellikli YN ÖKC kullanma mecburiyeti bulunmamakla beraber, kullanılması halinde, düzenlenen faturanın tarih, sayı ve tutarı girilerek cihazda kayıt oluşturulacaktır.
            -Konutlara ısınma amacıyla yapılan LPG teslimleri perakende nitelikte olduğundan,  yapılacak satış ve tahsilatlarda seyyar banka  POS' larının yerine (fatura düzenlemeniz halinde faturanın tarih, sayı ve tutarı girilerek kayıt oluşturmak suretiyle) EFT-POS özellikli YN ÖKC kullanılacaktır.
            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Üye aidatları ve bağışların POS cihazı aracılığıyla tahsil edilmesinde belge düzeni ile kurumlar vergisi ve katma değer vergisi

Müşterilerin ödeme noktalarında nakit kullanmadan ödeme yapmasını sağlayan, sahip olunan banka kartlarının çiplerindeki bilgileri okumaya, otomatik olarak onay alma ve satışı tamamlamaya yarayan POS cihazları, artık derneklerin üye aidatlarını tahsilinde ya da yapılan bağışları kabulünde kullandığı bir araç haline de gelmiştir.
İktisadi işletmesi ve Kurumlar Vergisi mükellefiyeti bulunmayan, dernekler mevzuatına göre işletme hesabı esasına göre defter tutan bir derneğin üye aidatlarının tahsilinde ve yapılacak bağışların kabulünde POS cihazı kullanılmak suretiyle kredi kartı ile işlem yapılması durumunda kurumlar vergisi ve katma değer vergisi mükellefiyeti tesis ettirilip ettirilmeyeceği ile belge düzeni hususunda Gelir İdaresi Başkanlığı İstanbul Vergi Başkanlığı'ndan talep ettiği özelgeye cevaben hazırlanan İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı görüşü yayınlanmıştır.

7 Nisan 2015 Salı

Dava konusu edilen 2010-2011 ve 2012 yılı ilk altı ayına faturaların 2012 yasal defterlerine kaydedilerek indirim konusu yapılıp yapılamayacağı

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Katma Değer Vergisi Grup Müdürlüğü


Sayı
:
39044742-KDV.29-297
19/02/2015
Konu
:
Dava konusu edilen 2010-2011 ve 2012 yılı ilk altı ayına faturaların 2012 yasal defterlerine kaydedilerek indirim konusu yapılıp yapılamayacağı hk.

            İlgide kayıtlı özelge talep formunda; kiracı olduğunuz mağazanın kira sözleşmesinin 2010 yılında yenilenmesi sırasında aylık ödenen kira, ortak alan katılım payı ile reklam gider payı tutarları üzerinde ihtilaf çıktığı, ihtilafa konu hususlarla ilgili olarak 15/06/2010 ve daha sonraki tarihlerde adınıza dava açıldığı, kiralayan firmanın kendi belirlediği tutar üzerinden aylık olarak gönderdiği faturaların yasal defterlere kaydedilmeyerek noter kanalıyla ihtarname çekilerek iade edildiği, çeşitli tarihlerde açılan davalara ilişkin olarak mahkemenin 2012 yılında verdiği karar ile 2010-2011 ve 2012 yıllarına ilişkin toplam 892.232,39 TL kira, ortak alan katılım payı ve reklam bedeli ile 86.880,94 TL inkâr tazminatı ödenmesine karar verdiği belirtilerek, süresinde kanuni defterlere kaydedilmeyerek noter kanalıyla iade edilen 2010, 2011 ve 2012 yılı ilk altı ayına ait faturaların davanın şirketiniz aleyhine sonuçlanması üzerine 2012 yılı yasal defterlerine kaydedilerek KDV tutarlarının indirim konusu yapılmasının ve karşılık ayrılarak gider yazılan tutarı aşan kira bedeli ile diğer ortak alan ve reklam katılma payları ile ödenen inkâr tazminatının 2012 yılı kurum kazancından indiriminin mümkün olup olmayacağı konularında Başkanlığımızdan görüş sorulmaktadır.
            VERGİ USUL KANUNU YÖNÜNDEN
            213 sayılı Vergi Usul Kanununun 219 uncu maddesinde, "Muameleler defterlere zamanında kaydedilir. Şöyle ki:
            a) Muamelelerin işin hacmine ve icabına uygun olarak muhasebenin intizam ve vuzuhunu bozmayacak bir zaman zarfında kaydedilmesi şarttır. Bu gibi kayıtların on günden fazla geciktirilmesi caiz değildir.
            b) Kayıtlarını devamlı olarak muhasebe fişleri, primanota ve bordro gibi yetkili amirlerin imza ve parafını taşıyan mazbut vesikalara dayanarak yürüten müesseselerde, muamelelerin bunlara işlenmesi, deftere işlenmesi hükmündedir. Ancak bu kayıtlar, muamelelerin esas defterlere 45 günden daha geç intikal ettirilmesine cevaz vermez.
            c) Günlük kasa, günlük perakende satış ve hasılat defterleri ile serbest meslek kazanç defterine muameleler günü gününe kaydedilir." hükmü yer almaktadır.
            Bu itibarla, mahkeme kararına göre belirlenerek ödenen 2010 ve 2011 yılı ile 2012 yılının ilk altı ayına ait kira bedeli ile ortak alan katılım payı ve reklam katılım payının mahiyet ve tutar itibarıyla kesinleştiği 2012 yılı kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması gerekmekte olup 2010 ve 2011 yılı defterlerine kaydedilmeyen söz konusu giderlerin genel muhasebe ilkelerine uymak ve 2012 yılı gelir/gider hesaplarıyla bağlantı kurulmak suretiyle içinde bulunulan yılın defterlerine kaydedilmesi mümkün bulunmaktadır.
            KURUMLAR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN
            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.
            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 11 inci maddesinde; kurum kazancının tespitinde indirilemeyecek giderler sayılmış ve maddenin (g) bendinde "sözleşmelerde ceza şartı olarak konulan tazminatlar hariç olmak üzere kurumun kendisinin, ortaklarının, yöneticilerinin ve çalışanlarının suçlarından doğan maddi ve manevi zarar tazminat giderleri" nin indirim konusu yapılamayacağı hükme bağlanmıştır.
            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde, safi kazancın tespit edilmesi sırasında indirilecek giderler sayılmış olup, maddenin (1) numaralı bendi ile ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin safi kazancın tespitinde indirim konusu yapılacağı hükme bağlanmıştır.
            Ticari kazancın tespitinde tahakkuk esası geçerli olup, bir giderin safi kazancın tespitinde indirim konusu yapılabilmesi için mahiyet ve tutar itibariyle kesinleşmiş olması, kazancın elde edilmesi ve idamesi arasında bir illiyet bağının bulunması, kazancın elde edilmesine yönelik olması, bu giderlerin tevsik edici belgelere dayanması ve yasal kayıtlarda izlenmesi, karşılığında gayri maddi bir kıymet iktisap edilmemiş olması ve maliyete dahil edilecek giderlerden olmaması gerekir.
            Bu hüküm ve açıklamalara göre, mahkeme kararına göre belirlenerek ödenen 2010 ve 2011 yılı ile 2012 yılının ilk altı ayına ait kira bedeli ile ortak alan katılım payı ve reklam katılım payının mahiyet ve tutar itibarıyla kesinleştiği 2012 yılı kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkündür.
            Öte yandan, mahkeme tarafından hükmedilen inkâr tazminatının 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 11 inci maddesinin (g) bendine göre, kurum kazancınızın tespitinde gider olarak indirim konusu yapılması mümkün bulunmamaktadır.
            KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN
            KDV Kanununun "Vergi İndirimi" başlıklı 29/1 inci maddesinde; mükellefler, yaptıkları vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden, bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça, faaliyetlerine ilişkin olarak kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisini indirebilecekleri, 29/3 üncü maddesinde ise indirim hakkının vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu takvim yılı aşılmamak şartıyla, ilgili vesikaların kanuni defterlere kaydedildiği vergilendirme döneminde kullanılabileceği hükümlerine yer verilmiştir.
            Buna göre, 2010 ve 2011 yıllarına ilişkin olarak yasal defterlere kaydedilmeyen faturalarda yer alan KDV'nin 2012 yılında indirim konusu yapılması vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu takvim yılı aşıldığından mümkün bulunmamakta olup, 2012 yılı ilk altı ayına ait faturaların ise 2012 yılı yasal defterlerine kaydedilerek 2012 yılı içerisinde indirim konusu yapılabileceği tabiidir.
            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Şüpheli hale gelen alacaklar ile ilgili olarak ÖTV indirimi uygulanıp uygulanmayacağı veya şüpheli alacak karşılığı ayrılıp ayrılamayacağı

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
DENİZLİ VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
(Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü)


Sayı
:
51421814-135[1-2012/393]-55
14/04/2014
Konu
:
Şüpheli hale gelen alacaklar karşısında ÖTV uygulanıp uygulanmayacağı veya indirim konusu yapılıp yapılmayacağı hakkında.

            İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, ... Vergi Dairesi Müdürlüğünün ... vergi kimlik numaralı mükellefi olduğunuz, firmanızın şarap üretimi ve ticareti işiyle iştigal ettiği, üretmiş olduğunuz şarapların bayilerinize satış ve dağıtımı yapıldıktan sonra bu mallara ilişkin ÖTV'nin firmanız adına tahakkuk ettiği, bazı bayilerin iflas etmesi veya işyerlerini kapatması sonucu almış oldukları şarap bedellerini ödeyemediği, bu nedenle yargı ve icra takibi yoluna gidildiği belirtilerek, bazı alacaklarınızın tahsil edilmesi imkansız şüpheli alacak konumuna gelmesi sonucuna varıldığından, bu alacaklarınız için firmanız adına tahakkuk etmiş olan ÖTV borcunuzun indirim konusu yapılıp yapılamayacağı veya vergi dairesince silinip silinmeyeceği hususunda görüş talep edilmektedir.
            A) 4760 Sayılı Özel Tüketim Vergisi Uygulaması:
            4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununun (1/1) maddesine göre Kanuna ekli (III) sayılı listedeki malların ithalatı veya imal edenler tarafından teslimi ile özel tüketim vergisi uygulanmadan önce müzayede yoluyla satışı bir defaya mahsus olmak üzere ÖTV'ye tabi olup, Kanunun (4/1-a) maddesinde (III) sayılı listedeki malları imal veya ithal edenler ile bu malların müzayede yoluyla satışını gerçekleştirenlerin ÖTV mükellefi olduğu hükme bağlanmıştır.
            Diğer taraftan, mezkur Kanunun "Vergi İndirimi" başlıklı 9 uncu maddesinde, özel tüketim vergisine tabi malların, yer aldığı listedeki başka bir malın imalinde kullanılması halinde ödenen vergi Maliye Bakanlığınca belirlenen esaslara göre ödenecek vergiden indirilebileceği hüküm altına alınmış olup, Kanunun 1 inci maddesi kapsamında yapılan teslimler nedeniyle hesaplanan ÖTV'nin beyanı yapan mükellefler (satıcılar) tarafından indirim konusu yapılabileceğine dair bir hükme mezkur Kanunda yer verilmemiştir.
            Buna göre, özel tüketim vergisi uygulamasında "indirim" müessesesi, özel tüketim vergisine tabi malların, yer aldıkları listedeki başka bir malın imalinde kullanılması durumu ile sınırlı olduğundan, firmanız tarafından yapılan şarap teslimleri nedeniyle hesaplanarak beyan edilen, ancak müşterilerinizin iflas etmesi veya işyerlerini kapatması nedeniyle müşterilerinizden tahsil edilemeyen ÖTV'nin mevcut mevzuat uyarınca indirim konusu yapılması veya silinmesi mümkün bulunmamaktadır.
            B) 213 sayılı Vergi Usul Kanunu Uygulaması:
            213 sayılı Vergi Usul Kanununun 323 üncü maddesinde;
            "Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla;
            1- Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar;
            2- Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar;
            şüpheli alacak sayılır.
            Yukarıda yazılı şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilir.
            Bu karşılığın hangi alacaklara ait olduğu karşılık hesabında gösterilir.Teminatlı alacaklarda bu karşılık teminattan geri kalan miktara inhisar eder.
            Şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarları tahsil edildikleri dönemde kar-zarar hesabına intikal ettirilir."
            hükmü yer almaktadır.
            Yukarıdaki Kanun hükmünden de anlaşılacağı üzere, ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla; dava ve icra safhasında bulunan alacaklarla, yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen boçlu tarafından ödenmemiş olan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar şüpheli alacak sayılmakta, bu şartlardan herhangi birinin mevcut olmaması durumunda ise şüpheli alacak kaydına imkân bulunmamaktadır.
            Diğer yandan, şüpheli alacaklar için dava veya icra takibine başlanıldığı yılda karşılık ayrılması gerekmekte olup, şüpheli hale geldiği hesap döneminde karşılık ayrılmayan alacaklar için daha sonraki dönemlerde karşılık ayrılması mümkün olmamaktadır. Ayrıca, bir alacağın dava veya icra safhasında olduğunun kabulü için mahkemeye dava veya icra merciine takip için dilekçe verilmiş olması, ancak gerek mahkemeye gerek icra merciine yapılan başvuruların takip edilmesi gerekmektedir.
            Dolayısıyla, tahsili mümkün olmayan alacaklara ilişkin olarak icra takibine başlanıldığı hesap dönemi itibariyle şüpheli alacak karşılığı ayrılması gerekmekte olup, ilgili dönemde karşılık ayrılmayan alacaklarınız için daha sonraki hesap dönemlerinde karşılık ayrılması mümkün bulunmamaktadır.
          Buna göre, özel tüketim vergisi ekonomik faaliyetlerin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan ve işletme alacaklarının bir unsurunu teşkil eden ve doğrudan doğruya mal tesliminden kaynaklanan bir alacak olmakla beraber hasılat olarak kayıtlara alınmamaktadır. Bu itibarla, hasılat kaydedilmeyen özel tüketim vergisinden kaynaklanan alacak için şüpheli alacak karşılığı ayrılması da mümkün değildir.
             Bilgi edinilmesini rica ederim.

Derneğin düzenleyeceği kurban bağış organizasyonunun vergi kanunları karşısındaki durumu

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü


Sayı
:
11395140-105[229-2012/VUK-1- . . .]--2319
02/10/2014
Konu
:
Derneğin düzenleyeceği kurban bağış organizasyonunun vergi kanunları karşısındaki durumu

            İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; derneğinizin kurban bağış organizasyonu yaptığı, hisse bedelinin dernek tarafından belirlendiği, bağış bedellerinin nakden, özel banka hesabı veya web sitesi üzerinden oluşturulacak sanal pos aracılığı ile tahsil edildiği, bağışlanacak 1 hissenin en az ... kısmını derneğe bağışlamak kaydıyla bu hizmetin bağışçılara verileceği, dileyen bağışçıların ... oranından daha fazlasını veya tamamını bağışlayabileceği, bağışlamadığı kısmı ise dernek tarafından bağış yapana ulaştırılacağı, derneğe; hayvan temini, kesimi, etlerin paketlenmesi ve bağışçılara ulaştırılması işinin anlaşma yapacağı özel bir şirket aracılığı ile yapıldığı belirtilerek konu hakkında Başkanlığımız görüşü talep edilmiştir.
            I - KURUMLAR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN 
            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 1 inci maddesinin 1 inci fıkrasının (ç) bendi ile dernek veya vakıflara ait iktisadi işletmeler vergi mükellefiyeti kapsamına alınmış olup aynı Kanunun 2 nci maddesinin 5 inci fıkrasında da dernek veya vakıflara ait veya bağlı olup faaliyetleri devamlı bulunan sermaye şirketi ve kooperatif statüsünde bulunmayan ticari, sınai ve zirai işletmelerin iktisadi işletme olduğu; 6 ncı fıkrasında ise dernek veya vakıflara ait iktisadi işletmelerin kazanç amacı gütmemeleri, faaliyetlerinin kanunla verilmiş görevler arasında bulunması, tüzel kişiliklerinin olmaması, bağımsız muhasebelerinin ve kendilerine ayrılmış sermayelerinin veya iş yerlerinin bulunmamasının mükellefiyetlerini etkilemeyeceği; mal veya hizmet bedelinin sadece maliyeti karşılayacak kadar olması, kâr edilmemesi veya kârın kuruluş amaçlarına tahsis edilmesinin bunların iktisadi niteliğini değiştirmeyeceği hüküm altına alınmıştır.
            Dernek ve vakıflar tüzel kişilikleri itibariyle kurumlar vergisi mükellefi olmamakla birlikte, dernek ve vakıfların tüzel kişiliğine bağlı iktisadi işletme oluşturacak nitelikte devamlı, sınai ve zirai faaliyetlerinin kurumlar vergisine tabi tutulması gerekecektir.
            03.04.2007 tarih ve 26482 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin "Dernek veya vakıflara ait iktisadi işletmeler" başlıklı (2.4) bölümünde iktisadi işletmenin tanımı içinde yer alan ve devamlı olarak yapılan ticari, sınai veya zirai faaliyetten söz edebilmek için bu işletmenin tedavül ekonomisine katılması, başka bir ifadeyle işletmede üretilen veya alınan malların veya verilen hizmetin bir bedel karşılığı satılmış olması gerektiği, aksi halde diğer unsurlar var olsa dahi bir iktisadi işletmenin varlığından söz edilemeyeceği ifade edilmiştir.
            İktisadi işletmenin belirgin özellikleri; bağlılık, devamlılık ve faaliyetin ticari, sınai veya zirai bir mahiyet arz etmesidir. Diğer bir anlatımla iktisadi işletmenin unsurları, ticari faaliyetin de temel özelliklerinden olan, bir organizasyona bağlı olarak piyasa ekonomisi içerisinde bedel karşılığı mal alım-satımı, imalatı ya da hizmet ifaları gibi faaliyetlerdir. Kanun, bu gibi halleri tek tek saymak yerine, dernek ya da vakıf tarafından piyasa ekonomisi içerisinde icra edilen tüm iktisadi faaliyetleri kapsama almıştır.
            Bu hüküm ve açıklamalara göre, derneğiniz tarafından düzenlenecek kurban organizasyonu çerçevesinde, her bir hissenin en az ... kısmının derneğinize bağışlanması kaydıyla verilecek bu hizmet için kar amacı güdülmeksizin dahi olsa hizmet verilenlerden bedel alınmış olacağından, bu hizmetler dolayısıyla derneğinize bağlı iktisadi işletme oluşacak olup oluşan iktisadi işletme için kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis edilmesi gerekecektir.
            II-KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN
            3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 1 inci maddesinin birinci fıkrasına göre; Türkiye'de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler ile üçüncü fıkrasının (g) bendine göre; genel bütçeli idarelere, il özel idarelerine, belediyeler ve köyler ile bunların teşkil ettikleri birliklere, üniversitelere, dernek ve vakıflara, her türlü mesleki kuruluşlara ait veya tabi olan veyahut bunlar tarafından kurulan veya işletilen müesseseler ile döner sermayeli kuruluşların veya bunlara ait veya tabi diğer müesseselerin ticari, sınai, zirai ve mesleki nitelikteki teslim ve hizmetleri KDV'ye tabidir.
            KDV Kanununun sosyal amaçlı istisnaları düzenleyen 17 nci maddesinin birinci fıkrasında; genel bütçeli daireler, il özel idareleri, belediyeler, köyler, bunların teşkil ettikleri birlikler, üniversiteler, döner sermayeli kuruluşlar, kanunla kurulan kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, siyasi partiler ve sendikalar, kanunla kurulan veya tüzel kişiliği haiz emekli ve yardım sandıkları, kamu menfaatine yararlı dernekler, tarımsal amaçlı kooperatifler ve Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıfların;
            a) İlim, fen ve güzel sanatları, tarımı yaymak, ıslah ve teşvik etmek amacıyla yaptıkları teslim ve hizmetleri,
            b) Tiyatro, konser salonu, kütüphane, sergi, okuma ve konferans salonları ile spor tesisleri işletmek veya yönetmek suretiyle ifa ettikleri kültür ve eğitim faaliyetlerine ilişkin teslim ve hizmetler istisna kapsamına alınmıştır.
            İstisnaların düzenlendiği 17 nci maddenin ikinci fıkrasının (a) bendine göre; 17 nci maddenin birinci fıkrasında sayılan kurum ve kuruluşların hastane, nekahethane, klinik, dispanser, prevantoryum, sanatoryum, kan bankası ve organ nakline mahsus bankalar, anıtlar, botanik ve zooloji bahçeleri, parklar ile veteriner, bakteriyoloji, seroloji ve distofajin laboratuarları gibi kuruluşlar, öğrenci veya yetiştirme yurtları, yaşlı ve sakat bakım ve huzurevleri, parasız fukara aşevleri, düşkünevleri ve yetimhaneleri işletmek veya yönetmek suretiyle ifa ettikleri kuruluş amaçlarına uygun teslim ve hizmetleri KDV'den istisnadır.
            Buna göre, derneğinize bağlı yukarıda niteliği açıklanan bir iktisadi işletmenin oluşması nedeniyle KDV mükellefiyetinin tesis edilmesi gerekecektir.
            Derneğinizin kamu menfaatine yararlı dernek niteliğinde olması halinde, derneğinize bağlı bir işletmenin KDV Kanununun 17 nci maddesinin birinci fıkrasında sayılan teslim ve hizmetleri ile Kanunun 17 nci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen kuruluş amacına uygun teslim ve hizmetleri, KDV'den istisna olacaktır. Anılan şartlar çerçevesinde gerçekleşmeyen teslim ve hizmetler ise genel hükümler uyarınca KDV ye tabi tutulacaktır.
            Öte yandan KDV Kanununun 17/2-b maddesinde; birinci fıkrada sayılan kurum ve kuruluşlara bedelsiz olarak yapılan her türlü mal teslimi ve hizmet ifalarının KDV den müstesna olduğu hüküm altına alınmıştır.
            Buna göre, derneğinizin kamu menfaatine yararlı dernek statüsünde olması halinde, derneğinize yapılan bedelsiz mal teslimi ve hizmet ifalarında KDV Kanununun 17/2-b maddesi çerçevesinde istisna kapsamında işlem yapılması mümkün bulunmaktadır. Ancak, derneğinize bedeli mukabilinde yapılacak mal teslimleri ve hizmet ifaları genel hükümler çerçevesinde KDV ye tabi tutulacaktır.
            III-VERGİ USUL KANUNU YÖNÜNDEN
            213 sayılı Vergi Usul Kanununun 153 üncü maddesinde, kurumlar vergisi mükelleflerinin işe başlamayı vergi dairesine bildirmeye mecbur oldukları; 172 nci maddesinde, dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmelerin defter tutmaya mecbur oldukları; 176 ncı maddesinde defter tutma bakımından iki sınıfa ayrılmış tüccarlardan I inci sınıf tüccarların bilanço esasına göre defter tutacakları; 177 nci maddesinde, her türlü ticaret şirketleri ile kurumlar vergisine tabi olan diğer tüzel kişilerin I inci sınıfa dahil oldukları hüküm altına alındıktan sonra, 182 nci maddede, bilanço esasında tutulacak defterler sayılmış, 220 nci maddede ise tasdike tabi defterlere ilişkin hükümler yer almıştır.
            Mezkûr Kanunun 229 uncu maddesinde fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olarak tanımlanmış, 230, 231 ve 232 nci maddelerinde, faturanın şekli ve nizamı ile fatura kullanma mecburiyetinde (fatura vermek ve almak zorunda) olanlara dair hükümlere yer verilmiş, 233 üncü ve müteakip maddelerinde de fatura yerine geçen belgeler düzenlenmiştir.
            Yukarıda yer alan kanun hükümlerine göre, derneğinize bağlı bir iktisadi işletme oluşması durumunda Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre birinci sınıf tüccarlar tarafından tutulması gereken defterlerin Kanunda belirtilen süreler içinde tasdik ettirilerek kullanılması, ayrıca aynı Kanunun belge düzeni ile ilgili hükümlerine riayet edilmesi gerekmektedir.
            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Amortismana tabi süt veren canlı hayvanların satışından elde edilen karın yenileme fonunda takip edilip edilmeyeceği

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
DENİZLİ VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
MÜKELLEF HİZMETLERİ GRUP MÜDÜRLÜĞÜ


Sayı
:
95133703-105[328-2014/12]-15
29/01/2015
Konu
:
Amortismana tabi süt veren canlı hayvanların satışından elde edilen karın yenileme fonunda takip edilip edilmeyeceği.

              İlgide kayıtlı özelge talep formunuzun incelenmesinden, aktifte kayıtlı bulunan amortismana tabi süt veren canlı hayvanların satışından elde edilen karın yenileme fonunda takip edilip edilemeyeceği, takip edilebilmesi durumunda ise yeni alınan veya üreme yoluyla şirket aktifine giren canlı hayvanların amortisman tutarlarından mahsup edilip edilemeyeceği  hususunda Başkanlığımızdan görüş talep edildiği anlaşılmıştır.
            213 sayılı Vergi Usul Kanununun 328 inci maddesinde "Amortismana tabi iktisadi kıymetlerin satılması halinde alınan bedel ile bunların envanter defterinde kayıtlı değerleri arasındaki fark kar ve zarar hesabına geçirilir. İşletme hesabı esasında defter tutan mükelleflerle serbest meslek kazanç defteri tutan mükellefler bu farkı defterlerinde hasılat veya gider kaydederler.
            Amortisman ayrılmış olanların değeri ayrılmış amortismanlar düşüldükten sonra kalan meblağdır.
            Devir ve trampa satış hükmündedir.
            Şu kadarki, satılan iktisadi kıymetlerin yenilenmesi, işin mahiyetine göre zaruri bulunur veya bu hususta işletmeyi idare edenlerce karar verilmiş ve teşebbüse geçilmiş olursa bu takdirde, satıştan tahassül eden kar, yenileme giderlerini karşılamak üzere, pasifte geçici bir hesapta azami üç yıl süre ile tutulabilir. Her ne sebeple olursa olsun bu süre içinde kullanılmamış olan karlar üçüncü yılın vergi matrahına eklenir. Üç yıldan önce işin terki, devri veya işletmenin tasfiyesi halinde bu karlar o yılın matrahına eklenir.
             Yukarıki esaslar dahilinde yeni değerlerin iktisabında kullanılan kar, yeni değerler üzerinden bu kanun hükümlerine göre ayrılacak amortismanlara mahsup edilir. Bu mahsup tamamlandıktan sonra itfa edilmemiş olarak kalan değerlerin amortismanına devam olunur." hükmü mevcuttur.
            Bu hükme göre; "Yenileme Fonu" iktisadi işletmelere dâhil amortismana tabi iktisadi kıymetlerin yenilenebilmesi için bu kıymetlerin satışından doğan kârların bilançonun pasifinde azami üç yıl süre ile bekletilmesini ifade eden bir vergi erteleme yöntemi olarak, işletme içi yatırımları teşvike yönelik bir uygulamadır. Yenileme fonunun iktisadi kıymetin iktisabında kullanılması halinde, bilançonun pasifinde yer alan fon yeni değer için ayrılacak amortismanlara mahsup edilmektedir.
            Diğer taraftan, yenileme fonunun ayrılabilmesi, amortismana tabi bir iktisadi kıymetin varlığı ile bu kıymetin satılmasından oluşan kârın aynı neviden bir iktisadi kıymetin alımında kullanılması halinde söz konusu olmaktadır.
            Bu itibarla, şirket aktifinize kayıtlı olan canlı hayvanların satışından doğan kârın, Vergi Usul Kanununun 328 inci maddesinde sayılan şartlara uyulmak kaydıyla  yenileme fonuna alınması, söz konusu fona alınan satış kârının   yeni alınan veya üreme yoluyla şirket aktifine giren canlı hayvanların amortisman tutarlarından mahsup edilmek suretiyle kullanılması mümkün bulunmaktadır.
             Bilgi edinilmesini rica ederim.

İmalat fireleri ve değeri düşen malların değerlemesi

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
BÜYÜK MÜKELLEFLER VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü


Sayı
:
B.07.1.GİB.4.99.16.01.0-VUK-267-67
01/03/2012
Konu
:
İmalat fireleri ve değeri düşen malların değerlemesi.

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzun incelenmesinden, ... ve ... üretimi yapan şirketinizde üretime giren  hammadde / malzemelerde üretim sırasında oluşan firelerin büyük bölümünün hurda malzeme olarak değerlendirilebilir nitelikte olduğu ve bunların emsal bedellerle satışa konu edildiği, ayrıca üretimde kullanılmak üzere tedarik edilen hammadde / malzemelerin stokta bekleme esnasında paslanma, kırılma, bozulma veya üretiminde kullanılacağı aracın veya modelin  üretimden kalkması v.b nedenlerle kullanım özelliğini yitirmesi nedeniyle hurda malzeme olarak satışının düşünüldüğü belirtilmek suretiyle gerek bu atıkların gerekse üretim firelerinin ne şekilde değerlendirileceği hususunda tereddüt oluştuğundan Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.
             Değeri düşen malların değerlemesine ilişkin hükümleri içeren  213 sayılı Vergi Usul Kanununun 278 inci maddesine göre, yangın, deprem ve su basması gibi afetler yüzünden veyahut bozulmak,  çürümek, kırılmak, çatlamak, paslanmak gibi haller neticesinde iktisadi kıymetlerinde önemli azalış vaki olan emtia ile maliyetlerin hesaplanması mutad olmayan hurdalar ve döküntüler, üstüpü, deşe ve ıskartalar  emsal bedeli ile değerlenmektedir.
            Anılan maddede yer alan "önemli bir azalış"  ifadesi  iktisadi kıymetlerin piyasa değerini ve kullanılma özelliklerini normalin üzerinde kaybetmelerini ifade etmektedir. Diğer bir ifade ile anılan madde fiziken mevcut ancak normal değerinin altında bir değere sahip malların değerlemesini düzenlemektedir.
            Aynı Kanunun 267 inci maddesinde emsal bedel ve emsal bedelin tespit şekillerine ilişkin ayrıntılı açıklamalara yer verilmiştir. Buna göre, kıymeti düşen emtiada değer düşüklüğü emtianın tamamında aynı ölçüde gerçekleşmeyeceğinden, emsal bedelin ortalama fiyat esasına veya maliyet bedeline göre tespiti mümkün bulunmamaktadır.Bu nedenle, emsal bedeli ancak "takdir esasına"  göre belirlenebilmektedir. Bunun için de Vergi Usul Kanununun 72 nci maddesinde yer alan Takdir Komisyonlarına başvurulması gerekmektedir.
            Diğer taraftan, "fire"  kavramına ilişkin olarak Vergi Mevzuatımızda her hangi bir düzenleme yer almamakla birlikte  değerleme açısından fire, bir malın üretim veya tüketim aşamalarında kendiliğinden oluşan ve miktarı kesin olarak tespit edilemeyen, ancak envanter sırasında kayıtlardan ortaya çıkarılabilen bir azalmayı ifade etmek için kullanılmaktadır. Dolayısıyla, bir malın imalat sürecinde veya tüketiciye arzına kadar kendi doğal akışı  içerisinde, ticari ve teknik icaplara uygun olarak uğradığı kayıpları fire olarak kabul etmek gerekmektedir. Bu bağlamda, ticari emtialar fiziksel özellikleri gereği buharlaşma, erime, kuruma, çekme, ya da sızma, dökülme gibi nedenlerle miktarsal azalmaya maruz kalabilmektedirler. Ayrıca emtianın stok, nakil ve satış aşamalarında kırılma, çürüme, yırtılma gibi nedenlerle kısmi fiziksel kayba veya değer kaybına uğraması mümkündür. Yine ticari emtianın bulunduğu koşullar, depo edilme biçimi ve sınai mal üretiminde kullanılan teknik ve üretim koşulları gibi pek çok nedenle de fire  oluşabilmektedir.
            Nitekim, 60/2011-1 sayılı  Katma Değer Vergisi Kanunu Sirkülerinin 8.1.3.3. bölümünde "Fire, bir malın imalat sürecinde veya tüketiciye arzına kadar kendi doğal akışı içinde uğradığı fiziksel kayıp olarak tanımlandığından, imalat sırasında veya sonrasında meydana gelen firelerin zayi olan mal kapsamında değerlendirilmesi mümkün bulunmamaktadır. Bu durumda, daha önce indirim konusu yapılan KDV'nin de düzeltilmesine gerek yoktur. Ancak, yasal düzenleme veya ilgili mesleki kuruluşlar tarafından belirlenen fire miktarını aşan kayıplara ilişkin giderlerin, Gelir veya Kurumlar Vergisi Kanunlarına göre kazancın tespitinde indiriminin kabul edilmemesi halinde, bu giderler dolayısıyla yüklenilen KDV'nin de indirim konusu yapılması mümkün değildir." açıklamasına yer verildikten sonra,
            - Akaryakıtın depolanması sırasında ortaya çıkan ve ilgili kuruluşlar tarafından belirlenen oranlar dahilindeki kayıpların,
            - Balık çiftliklerinde balık üretimi esnasında pazarlama aşamasına ulaşıncaya kadar geçen süreçte, balık üretim ve besleme firesi olarak oluşan balık ölümlerinin,
            - Tavuk çiftliklerinde, üretimin doğal sonucu olarak ortaya çıkan kayıpların
            - Hazır giyim eşyası dikiminde veya ayakkabı yapımında üretim sürecindeki kesme, biçme, dikme gibi işlemlerin doğal sonucu olarak ortaya çıkan kayıpların
            fire olarak değerlendirilmekte olduğu ifade edilerek, bunlara ilişkin olarak yüklenilen KDV nin indirim konusu yapılabileceği belirtilmiştir.
            Anılan sirkülerdeki örneklerden de anlaşılacağı üzere, fire kendiliğinden meydana gelen bir azalmayı ifade etmekte olup, bu durumda fiziken mevcut olan bir emtia bulunmadığından,  değerlenecek bir emtiadan da söz etmemiz mümkün değildir.
            Ayrıca, üretime giren ilk madde ve malzemelerde üretim sırasında fireler ortaya çıktığı gibi  hurda, üretim artığı, tali ürün vb kalemler de ortaya çıkabilmektedir. Örneğin, taş kömüründen kok kömürü elde edilmesi sırasında oluşan katran, ham benzol ve naftalin yan ürünken,  marangoz atölyelerinde ağaçların işlenmesi aşamasında ortaya çıkan tahta parçaları üretim artığı, bu aşamada oluşan toz ise firedir. Yine dokuma tesislerindeki tarak artıkları v.b.  ile konfeksiyon işletmelerindeki kumaş kırpıntıları ise hurda, ıskarta, deşe veya döküntü olarak adlandırılmakta olup, bunların "fire"  kapsamında değerlendirilmeleri mümkün bulunmamaktadır.
          Yukarıda yer alan  hükümler uyarınca;  şirketinizce üretilen ... ve ...  bünyesine  giren ilk madde ve malzemelerde üretim sırasında ortaya çıkan ve hurda değeri bulunduğu  ifade edilen  kıymetler nevine göre  üretim artığı, tali ürün veya yan ürün vasfına sahip olmaları veya ekonomik bir değer taşımaları durumunda  "fire"  kapsamında değerlendirilmeleri mümkün bulunmamaktadır.
             Diğer taraftan, stokta bekleme esnasında paslanma, kırılma, bozulma veya üretiminde kullanılacağı aracın veya modelinin üretimden kalkması v.b. nedenlerle kullanım özelliğini yitirmesi nedeniyle hurda malzeme olarak satışı düşünülen hammadde / malzemelerin de "fire" kapsamında değerlendirilmesi mümkün bulunmamaktadır.
           Bu nedenle, söz konusu kıymetlerin  Vergi Usul Kanununun 278 inci maddesi gereğince değeri düşen mallar kapsamında değerlendirilmek suretiyle, değer tespiti için Takdir Komisyonuna müracaat edilmesi ve komisyon kararı uyarınca işlem tesis edilmesi gerekmektedir.
            60/2011-1 sayılı  Katma Değer Vergisi Kanunu Sirkülerinin 8.1.3.2. bölümünde "Malın tamamen yok olmaması, ancak değerinde önemli derecede düşüklük meydana gelmesi halinde malın zayi olması hükümleri geçerli olmayacaktır. Bu durumda malların zayi olması değil, düşük bedelle veya zararına satışı söz konusu olacağından, bu malların iktisabı dolayısıyla yüklenilen KDV'nin indirim konusu yapılabileceği tabiidir." açıklamasına yer verilmiş,
            - Üretim esnasında renginde problem olan giyeceklerin,
            - Yangın sonucu tamamen yok olmayan ve ekonomik değeri olan yedek parça ve malzemelerin
            daha düşük bir fiyatla satılması halinde, bunlar nedeniyle yüklenilen KDV'nin tamamı indirim konusu yapılabileceği örnek verilerek açıklanmıştır.          
            Ancak, üretim sırasında ortaya çıkan kıymetlerin üretim artığı, tali ürün veya yan ürün vasfına sahip olmamaları ve ekonomik bir değer taşımamaları durumunda ise  bunların "fire"  kapsamında değerlendirileceği tabiidir.
            Bilgi edinilmesini rica ederim.