Gelir Vergisi Kanunu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gelir Vergisi Kanunu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Nisan 2015 Perşembe

Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı gemilerin işletilmesi veya satışından elde edilen gelirlerin ve gemide çalışan personele ödenen ücretlerin istisnası

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
İZMİR VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü


Sayı
:
84098128-120[37-2012-5]-164
03/04/2014
Konu
:
Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı gemilerin işletilmesi veya satışından elde edilen gelirlerin ve gemide çalışan personele ödenen ücretlerin istisnası hk.

            İlgi (a)'da kayıtlı özelge talep formunda; işletmenize ait " ... " isimli özel maksatlı "Tarak Gemisi" ile deniz dibi tarama, kazı çalışmaları ve benzeri faaliyetler yaptığınız, ilgi (b)'de kayıtlı dilekçenizde ise; söz konusu geminin 19.11.2012 tarihinde Türk Uluslararası Gemi Siciline kaydedildiği belirtilerek, gemide çalışan personele yapılan ücret ödemeleri ile geminin işletilmesinden ve işletilip işletilmediğine bakılmaksızın aynı sicile bir başkası adına tescil edilmek üzere devrinden elde edilecek kazançların 4490 sayılı Türk Uluslararası Gemi Sicili Kanunu uyarınca gelir, kurumlar, damga vergisi ve harç istisnası kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.
            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 37'nci maddesinde; "Her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazanç ticari kazançtır." hükmüne yer verilmiştir.
            Diğer taraftan, 4490 sayılı Türk Uluslararası Gemi Sicili Kanunu ile 491 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2'nci maddesinde, Kanunda geçen gemi kavramının ticari amaçla kullanılan her türlü yük, yolcu ve açık deniz balıkçı gemilerini ifade ettiği, aynı Kanunun 12'nci maddesinde ise bu Kanun uyarınca oluşturulan Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı gemilerin ve yatların işletilmesinden ve devrinden elde edilen kazançların, gelir ve kurumlar vergileriyle fonlardan müstesna olduğu ve Türk Uluslararası Gemi Sicilinde kayıtlı gemilerde ve yatlarda çalışan personele ödenen ücretlerin gelir vergisi ve fonlardan müstesna olduğu hüküm altına alınmıştır.
            6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 816'ncı maddesinde de, tahsis edildiği gayeye uygun olarak kullanılması denizde hareket etme imkanına bağlı bulunan ve pek küçük olmayan her türlü teknenin gemi sayılacağı hükme bağlanmıştır.
           Diğer taraftan, konu hakkında 30/04/2007 tarih ve 26482 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan   1 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin "5.12.1.1 Yasal düzenleme ve istisnanın kapsamı" başlıklı bölümünde;
            "4490 sayılı Türk Uluslararası Gemi Sicili Kanunu ile 491 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 5266 sayılı Kanunun 3'üncü maddesiyle değişik 12'nci maddesinin birinci fıkrasında, "Bu Kanun uyarınca oluşturulan Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı gemilerin ve yatların işletilmesinden ve devrinden elde edilen kazançlar, gelir ve kurumlar vergileriyle fonlardan istisnadır." hükmü yer almaktadır.
            Bu hükme göre, 4490 sayılı Kanunla oluşturulan Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı gemilerin ve yatların işletilmesinden elde edilen kazançlar, faaliyetin gelir vergisi mükelleflerince (dar mükellefler dahil) yapılması halinde gelir vergisinden, kurumlar vergisi mükelleflerince (dar mükellefler dahil) yapılması halinde kurumlar vergisinden; Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı gemilerin devrinden elde edilecek kazançlar da gelir ve kurumlar vergisinden istisna olacaktır."  hükmü yer almaktadır.
            ... Liman Başkanlığının ... tarihli ve ... sayılı yazılarında;
            "...
            Bahse konu ... adına kayıtlı ... isimli Tarak Gemisi Gemi kavramı kapsamındadır." denilmektedir.
            Bu çerçevede, gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin;
            -Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıt ettirdikleri gemilerin ve yatların işletilmesinden elde ettikleri kazançlar ile,
            -Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıt ettirdikleri gemilerin ve yatların işletilip işletilmediğine bakılmaksızın aynı sicile bir başkası adına tescil edilmek üzere devrinden elde ettikleri kazançlar,
            gelir ve kurumlar vergisinden istisna olacaktır. Ayrıca, Türk Uluslararası Gemi Sicilinde kayıtlı gemilerde ve yatlarda çalışan personele ödenen ücretler de gelir vergisinden müstesna tutulacaktır.
             Diğer taraftan, 492 sayılı Harçlar Kanununun 38'inci maddesinde noter işlemlerinden bu kanuna bağlı (2) sayılı tarifede yazılı olanların noter harcına tabi olduğu belirtilmiş olup, söz konusu tarifenin "Maktu harçlar" başlıklı ikinci bölümünün birinci maddesinde ise, belli bir meblağı ihtiva etmeyen ve alınacak harç miktarı kanun ve tarifede ayrıca gösterilmemiş olan senet, mukavele ve kağıtlardaki imzaların beherinden maktu harç alınacağı hüküm altına alınmıştır.
            Ayrıca, anılan Kanunun 123'üncü maddesinin ilk fıkrasında; özel kanunlarla harçtan muaf tutulan kişilerle istisna edilen işlemlerden harç alınmayacağı belirtilmektedir.
            4490 sayılı Türk Uluslararası Gemi Sicili Kanunu ile 491 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 12'nci maddesinin 2'nci fıkrasında ise, "Türk Uluslararası Gemi Siciline kaydedilecek gemilere ve yatlara ilişkin alım, satım, ipotek, tescil kredi ve navlun mukaveleleri, damga vergisine, harçlara, banka ve sigorta muameleleri vergisine ve fonlara tabi tutulmazlar." hükmüne yer verilmiştir.
            Yukarıda yer alan hükümler çerçevesinde; " ... " isimli tarak geminizin Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı olması nedeniyle söz konusu gemiyle ilgili alım, satım, ipotek, tescil, kredi ve navlun mukavelelerinin damga vergisinden istisna edilmesi ve devredilecek olan bahse konu geminin Türk Uluslararası Gemi Sicil belgesinin ibraz edilmesi halinde noterde yapılacak işlemlerden harç alınmaması gerekmektedir.
            Ancak 4490 sayılı Kanunda, Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı gemilerde çalışan personele ödenen ücretlerin damga vergisinden istisna olacağına dair herhangi bir hükme yer verilmediğinden, söz konusu personele ödenen ücretlerin damga vergisine tabi tutulması gerekmektedir.
            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Kurumlar Vergisi mükellefinin zirai ürün satışında müteselsil sorumlukuk kapsamında tevkifat yapılıp yapılmayacağı

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
SAMSUN VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü


Sayı
:
13649056-120[94-2014/ÖZE-10]-119
24/12/2014
Konu
:
Kurumlar Vergisi mükellefinin zirai ürün satışında müteselsil sorumlukuk kapsamında tevkifat yapılıp yapılmayacağı hk.

            İlgide kayıtlı özelge talep formunda, ... Vergi Dairesi Müdürlüğünün ... vergi kimlik numaralı mükellefi olduğunuzu, şirketiniz aktifinde yer alan ... gemisiyle Akdeniz'de orkinos balığı avladığınızı ve bu balıkları canlı olarak ihracatçı şirketlere sattığınızı belirterek, şirketinizce yakalanıp satılan bu balıklar için tarafınıza yapılan ödemeler üzerinden tevkifat yapılıp yapılmayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.
            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun "Vergi Tevkifatı" başlıklı 94 üncü maddesinde, kimlerin tevkifat yapmaya mecbur oldukları ve hangi ödemelerden tevkifat yapılacağı sayılmış olup, anılan maddenin 11 numaralı bendine göre de çiftçilerden satın alınan zirai mahsuller ve hizmetler için yapılan ödemelerden;
            a) Hayvanlar ve bunların mahsulleri ile kara ve su avcılığı mahsulleri için,
            i) Ticaret borsalarında tescil ettirilerek satın alınanlar için  % 1,
            ii) (i) alt bendi dışında kalanlar için % 2,
            oranında gelir vergisi tevkifatı yapılması öngörülmüştür.
            Diğer taraftan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 11 nci maddesi, tevkif yoluyla ödenen vergilerde müteselsil sorumluluk esasını getirmiştir. Söz konusu maddede, mal alım satımı dolayısıyla vergi kesintisi yapmak ve vergi dairelerine yatırmak zorunda olanların, bu kişilerle birlikte verginin ödenmemesinden, alım satıma taraf olanların tümünün müteselsilen sorumlu olacakları belirtilmiştir.
            Bu yetkiye istinaden 15/09/1990 tarih ve 20636 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 164 seri no.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinin 5 numaralı bölümünde, "Zirai ürün ihraç eden ihracatçılar; gerek çiftçi, gerekse çiftçi dışındaki kişi, kurum ve kuruluşlardan (destekleme alımı yapan kamu kurum ve kuruluşları ile zirai ürün alımında bulunan kamu kurum ve kuruluşlardan satın alınanlar ile borsada tescil ettirilerek satın alınanlar hariç) satın aldıkları zirai ürünler için işlenmiş olanlar dahil olmak üzere gelir vergisi tevkifatı yapmak zorundadırlar."
            açıklamaları yer almaktadır.
            Yukarıda yer alan hüküm ve yapılan açıklamalar çerçevesinde, şirketiniz tarafından, ihracatçı şirketlere satılan zirai ürünler (balık) dolayısıyla şirketinize yapılacak ödemeler üzerinden, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunun 94 üncü maddesinin (11) numaralı bendi uyarınca gelir vergisi tevkifatı yapılması gerekmektedir.
           Bilgi edinilmesini rica ederim.

8 Nisan 2015 Çarşamba

Avukatın dışarıdan aldığı avukatlık hizmetlerinde Gelir Vergisi ve Katma Değer Vergisi

Günlük hayatta karşılaştığımız her olay avukatlık hizmeti alınmasını gerektirmemekle birlikte sosyal ve ekonomik ilişkilerin gelişmesi bazı işlemlerde avukatlık hizmeti alınmasını daha akılcı kılmaktadır.
Hele bir de konu özel uzmanlık gerektiren cinsten ise müvekkilinin hakları konusunda riskleri asgari seviyeye indirmek isteyen avukatlar da alanında uzman başka avukatlardan hizmet alma yoluna gidebilmektedir.
Bir Banka ile yaptığı sözleşme kapsamında Bankanın ipotek işlemlerini yürüten bir avukatın bu hizmetin yerine getirilmesi sırasında dışarıdan anlaşma yaptığı avukatlardan da avukatlık hizmeti alındığını belirterek dışarıdan alınan avukatlık hizmeti dolayısıyla ödenen bedeller ile ilgili Bankadan tahsil edilen bedellerin gelir vergisi tevkifatı ile katma değer vergisine tabi olup olmadığı ve dışarıdan alınan avukatlık hizmeti dolayısıyla ödenen bedellerin gider olarak dikkate alınıp alınmayacağı konusunda Gelir İdaresi Başkanlığı İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı'ndan talep edilen özelge yayımlanmıştır...

Suudi Arabistan mukimi firmaya lojistik, montaj denetimi, aydınlatma armatürlerinin test ve devreye alınması hizmetlerinden dolayı yapılan ödemeler

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
ANKARA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü


Sayı
:
38418978-125[30-14/1]-772
04/08/2014
Konu
:
Suudi Arabistan mukimi firmaya lojistik, montaj denetimi, aydınlatma armatürlerinin test ve devreye alınması hizmetlerinden dolayı yapılan ödemeler

            İlgide kayıtlı özelge talep formunda, şirketiniz tarafından Suudi Arabistan'daki müşterinize mal  ihracatı yapıldığı, ihraç edilen ürünlere istinaden Suudi Arabistan mukimi ........ Firması tarafından lojistik, montaj denetimi, aydınlatma armatürlerinin test ve devreye alınması hizmetlerinin tamamen Suudi Arabistan'da gerçekleştirildiğinden bahisle alınan bu hizmetler karşılığında şirketinizce yapılan ödemeler üzerinden kurumlar vergisi kesintisi yapılıp yapılmayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.
            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında; Kanunun birinci maddesinde yazılı kurumlardan kanuni ve iş merkezlerinden her ikisi de Türkiye'de  bulunmayanların, yalnız Türkiye'de elde ettikleri kazançları üzerinden vergilendirileceği; üçüncü fıkrasında ise dar mükellefiyette kurum kazancının hangi kazanç ve iratlardan oluştuğu hükme bağlanmıştır. Anılan maddenin üçüncü fıkrasının (a) bendinde, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine uygun Türkiye'de bir işyeri olan veya daimi temsilci bulunduran yabancı kurumlar tarafından bu yerlerde veya bu temsilciler vasıtasıyla yapılan işlerden elde edilen ticari kazançların; (c) bendinde Türkiye'de elde edilen serbest meslek kazançlarının dar mükellefiyet konusuna giren kurum kazancı olarak vergilendirileceği hükmüne yer verilmiştir.
            Aynı maddenin dördüncü fıkrasında ise maddede belirtilen kazanç ve iratlar ile gelir unsurlarının Türkiye'de elde edilmesi ve Türkiye'de daimi temsilci bulundurulması konularında 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun ilgili hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.
            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 7 nci maddesinde; "Dar mükellefiyete tabi olanlar bakımından kazanç ve iradın Türkiye'de elde edildiği aşağıdaki şartlara göre tayin olunur.
            (1) Ticari kazançlarda  kazanç sahibinin Türkiye'de işyerinin olması veya daimi temsilci  bulundurması ve kazancın bu yerlerde veya bu temsilciler vasıtasıyle sağlanması (Bu şartları haiz olsalar dahi iş merkezi Türkiye'de bulunmayanlardan, ihraç edilmek üzere Türkiye'de satın aldıkları veya imal ettikleri malları Türkiye'de satmaksızın yabancı memleketlere gönderenlerin bu işlerden doğan kazançları Türkiye'de elde edilmiş sayılmaz.
            Türkiye'de satmaktan maksat, alıcı veya satıcının veya her ikisinin Türkiye'de olması veya satış aktinin Türkiye'de yapılmış olmasıdır. İş merkezinden maksat ise, iş bakımından muamelelerin bilfiil toplandığı ve idare edildiği merkezdir.
            .....
            (4) Serbest meslek kazançlarında: Serbest meslek faaliyetlerinin Türkiye'de icra edilmesi veya Türkiye'de değerlendirilmesi;
            .....
            Bu maddenin 3 üncü, 4 üncü, 5 inci ve 7 nci bentlerinde sözü edilen değerlendirmeden maksat, ödemenin Türkiye'de yapılması veya ödeme yabancı memlekette yapılmışsa, Türkiye'de ödeyenin veya nam ve hesabına ödeme yapılanın hesaplarına intikal ettirilmesi veya kârından ayrılmasıdır."
           hükümlerine yer verilmiştir.
            Kurumlar Vergisi Kanununun 22 nci maddesinin birinci fıkrasında; dar mükellef kurumların iş yeri veya daimi temsilci vasıtasıyla elde ettikleri kazançlarının tespitinde, aksi belirtilmediği takdirde tam mükellef kurumlar için geçerli olan hükümlerin uygulanacağı; ikinci fıkrasında dar mükellefiyete tabi kurumların ticari veya zirai kazançlar dışında kalan kazanç ve iratları hakkında, Gelir Vergisi Kanununun bu kazanç ve iratların tespitine ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, ancak bu kazanç ve iratların Türkiye'de yapılmakta olan ticari veya zirai faaliyet kapsamında elde edilmesi halinde, kurum kazancının bu maddenin birinci fıkrasına göre tespit edileceği hüküm altına alınmıştır.
            Aynı Kanunun "Dar mükellefiyette vergi kesintisi" başlıklı 30 uncu maddesinde, dar mükellefiyete tâbi kurumların maddede bentler halinde sayılan kazanç ve iratları üzerinden, bu kazanç ve iratları avanslar da dahil olmak üzere nakden veya hesaben ödeyen veya tahakkuk ettirenler tarafından kurumlar vergisi kesintisi yapılacağı, maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde serbest meslek kazancı üzerinden (2009/14593 sayılı BKK ile belirlenen oran) %20 oranında vergi kesintisi yapılacağı hükmüne yer verilmiş olup ticari faaliyet kapsamında (Gelir Vergisi Kanununun 42 nci maddesi kapsamındaki işler hariç) yapılan ödemeler ise tevkifata tabi kazanç ve iratlar arasında sayılmamıştır.
            1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin "30.3." bölümünün beşinci ve altıncı paragraflarında;
            "Öte yandan, dar mükellefiyete tabi kurumların, Türkiye'de bir işyeri veya daimi temsilci bulundurmak suretiyle yaptıkları ticari ve zirai faaliyet kapsamında, bu işyerleri veya daimi temsilcileri vasıtasıyla elde ettikleri serbest meslek kazançları, gayrimenkul sermaye iratları (dar mükellef kooperatiflere ait taşınmazların kiralanması karşılığında bunlara yapılan kira ödemeleri hariç) ve menkul sermaye iratları (kâr payları ile Kanunun 15 inci maddesinin birinci fıkrasında vergi kesintisine tabi tutulan menkul sermaye iratları hariç) üzerinden anılan Kanunun 30 uncu maddesine göre vergi kesintisi yapılmayacaktır.
            Ancak, dar mükellefiyete tabi kurumların Türkiye'de bir işyeri veya daimi temsilcisi bulunmadan veya Türkiye'de bir işyeri veya daimi temsilci bulunsa da bu işyerlerinde yürüttükleri ticari faaliyetle bağlantılı olmamak suretiyle elde ettikleri, serbest meslek kazançlarından, gayrimenkul sermaye iratlarından ve kâr payları hariç menkul sermaye iratlarından Kanunun 30 uncu maddesine göre vergi kesintisi yapılacağı tabiidir."
            açıklamalarına yer verilmiştir.
            Öte yandan, ülkemiz ile çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması bulunması ve söz konusu ödemelerle ilgili olarak anlaşmada bir hükmün bulunması halinde öncelikle bu hükümlerin dikkate alınacağı tabiidir.
            Diğer taraftan, "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti  Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması" 01.01.2010 tarihinden itibaren uygulanmaktadır.
            Özelge talep formundan ve mükellef ile bilahere yapılan yazışmalardan, şirketinizin ........... Havaalanı aydınlatma işi kapsamında Suudi Arabistan'daki müşterisine mal ihraç ettiği; ilgili ürünlerin Suudi Arabistan'daki lojistik hizmetini, montaj denetimini ve aydınlatma armatürlerinin test ve devreye alınması hizmetlerinin yerine getirilmesi için ise Suudi Arabistan mukimi ".......... firması ile anlaşıldığı, bu hizmetlerin karşılığında, söz konusu Suudi Arabistan mukimi firmaya yapılan ödemelerin vergilendirilmesine ilişkin tereddüt hasıl olduğu görülmektedir.
            Şirketinizin, Suudi Arabistan mukimi ".................. firmasından aldığı söz konusu lojistik, montaj denetimi, aydınlatma armatürlerinin test ve devreye alınması hizmetleri karşılığında anılan firmaya yaptığı ödemelerin, Anlaşmanın 5 ve 7 nci maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
            Söz konusu Anlaşmanın "İş Yeri"ni düzenleyen 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendi;
            "3. İş yeri terimi aşağıdakileri de kapsayacaktır.
            ...
            b) bir teşebbüs tarafından, çalışanları veya teşebbüs tarafından bu amaçla görevlendirilen diğer personel aracılığıyla bir Akit Devlette ifa edilen ve herhangi bir 12 aylık dönemde (aynı veya bağlı bir proje için) toplam 6 aylık süre veya süreleri aşan, danışmanlık hizmetleri dahil hizmet tedarikleri."
            hükmünü öngörmektedir.
            Anlaşmanın "Ticari Kazançlar"ı düzenleyen 7 nci maddesinin birinci fıkrasında ise;
            "1. Bir Akit Devlet teşebbüsüne ait kazanç, söz konusu teşebbüs diğer Akit Devlette yer alan bir iş yeri vasıtasıyla ticari faaliyette bulunmadıkça, yalnızca bu Devlette vergilendirilecektir. Eğer teşebbüs yukarıda bahsedilen şekilde ticari faaliyette bulunursa, teşebbüsün kazançları yalnızca iş yerine atfedilebilen miktarla sınırlı olmak üzere bu diğer Devlette vergilendirilebilir."
            hükmü yer almaktadır.
            Yukarıda yer verilen hükümlere göre, Suudi Arabistan mukimi ............. firmasının Anlaşmanın 5/3-b bendi kapsamında Türkiye'de bir iş yerine sahip olmaksızın Türkiye'den elde edeceği kazançların vergilendirme hakkı yalnızca Suudi Arabistan'a ait bulunmaktadır. Söz konusu gelirlerin Türkiye'de bulunan bir iş yeri vasıtasıyla elde edilmesi durumunda ise bu iş yerine atfedilebilen kazançlarla sınırlı olmak üzere Türkiye'nin de vergi alma hakkı doğacaktır.
            Özelge talep formu ve ekinde yer alan belgelerin incelenmesinden, söz konusu Suudi Arabistan mukimi firma tarafından anılan iş kapsamında sunulan hizmetlerin Suudi Arabistan'da gerçekleştirildiği anlaşıldığından, şirketiniz tarafından söz konusu firmaya yapılan ödemeler üzerinden Türkiye'nin vergi alma hakkı bulunmamaktadır.
             Bilgi edinilmesini ve gereğini rica ederim.

7 Nisan 2015 Salı

Memur kadrosunda çalışan personele yapılan ikramiye ödemelerinden tevkifat yapılması hakkında

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
ANKARA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
(Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü)


Sayı
:
38418978-120[29-14/1]-740
25/07/2014
Konu
:
Memur kadrosunda çalışan personele yapılan ikramiye ödemelerinden tevkifat yapılması hk.

            İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; Belediyeniz faaliyetlerini teşvik maksadıyla 5393 sayılı Belediye Kanununun 49 uncu maddesinin son fıkrasında yer alan hüküm çerçevesinde memur kadrosunda çalışan personelleriniz arasında başarılı olanlara yapılan ikramiye ödemelerinden gelir vergisi tevkifatı yapılıp yapılmayacağı hususunda tereddüt hasıl olduğu belirtilerek, konu hakkında Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.
            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 61 inci maddesinde, "Ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.
            Ücretin ödenek, tazminat kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması onun mahiyetini değiştirmez." hükmü yer almaktadır.
            Anılan Kanunun, 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendine göre de hizmet erbabına ödenen ücretler ile 61 inci maddede yazılı olup ücret sayılan ödemelerden (istisnadan faydalananlar hariç), 103 ve 104 üncü maddelere göre gelir vergisi tevkifatı yapılması gerekmektedir.
            Aynı Kanunun 29 uncu maddesinde ise; "Teşvik gayesiyle verilen aşağıda yazılı ikramiye ve mükafatlar Gelir Vergisi'nden müstesnadır:
            1. İlim ve fenni, güzel sanatları, tarımı, hayvan yetiştirilmesini ve memleket bakımından faydalı olan diğer işleri ve faaliyetleri teşvik maksadıyla verilen ikramiyeler ve mükafatlar;
            ... " hükmüne yer verilmiştir.
            Diğer taraftan, 5393 sayılı Belediye Kanunu ‘Norm kadro ve personel istihdamı' başlıklı 49 uncu maddesinin son fıkrasında "Sözleşmeli ve işçi statüsünde çalışanlar hariç belediye memurlarına, başarı durumlarına göre toplam memur sayısının yüzde onunu ve Devlet memurlarına uygulanan aylık katsayının (20.000) gösterge rakamı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarı geçmemek üzere, hastalık ve yıllık izinleri dâhil olmak üzere, çalıştıkları sürelerle orantılı olarak encümen kararıyla yılda en fazla iki kez ikramiye ödenebilir." hükmü yer almıştır.
            Öte yandan, Gelir Vergisi Kanununun 29 uncu maddesinin (1) numaralı bendinde yer alan istisna hükmü çerçevesinde ödenen ikramiye ve mükafatlar, bir hizmet sözleşmesine bağlı olarak hizmetin başarılı bir şekilde yürütülmesinden dolayı hizmet karşılığı devamlı ödenen bir ücret olmayıp, söz konusu ödemelerin anılan maddede sayılan alanlarda yapılan çalışmalar sonucu, ilim ve fenin, güzel sanatların, tarımın veya hayvancılığın gelişmesine katkıda bulunulmasından dolayı ve memleket çapında önemi haiz bir çalışma sonucunda katkıda bulunanları ödüllendirmek amacıyla yapılan bir ödemedir.
            Bu hüküm ve açıklamalara göre, 5393 sayılı Kanunun 49 uncu maddesi gereğince belediyenizde "başarı durumlarına göre toplam memur sayısının yüzde onunu ve Devlet memurlarına uygulanan aylık katsayının (20.000) gösterge rakamı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarı geçmemek üzere, hastalık ve yıllık izinleri dâhil olmak üzere, çalıştıkları sürelerle orantılı olarak encümen kararıyla yılda en fazla iki kez ikramiye ödenmesi" nedeniyle Gelir Vergisi Kanununun 29 uncu maddesinin (1) numaralı bendine göre aranılan şartların taşınmadığı anlaşıldığından vergiden istisna edilmesi mümkün olmayıp, söz konusu ödemelerin ücret sayılarak, Gelir Vergisi Kanununun 61, 63, 94, 103 ve 104 üncü maddeleri kapsamında gelir vergisi tevkifatına tabi tutulması gerekmektedir.
            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Midye üreticiliği faaliyetinin vergilendirilmesi

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
İZMİR VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü


Sayı
:
84098128-120.02.02.02[52-2014-3]-70
17/02/2015
Konu
:
Midye üreticiliği faaliyetinin vergilendirilmesi hk.

            İlgide kayıtlı özelge talep formunda, Türk kara suları içerisinde midye çiftliği kuracağınızı belirterek, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 54'üncü maddesinde hüküm altına alınan işletme büyüklüğü ölçüleri arasında yer almayan midye üretimi faaliyetinin vergilendirilmesine ilişkin Başkanlığımız görüşünün bildirilmesinin talep edildiği anlaşılmış olup, konuya ilişkin Başkanlığımız görüşü aşağıda açıklanmıştır.
            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 52'nci maddesinde, "Zirai faaliyetten doğan kazanç zirai kazançtır. Zirai faaliyet; arazide, deniz, göl ve nehirlerde, ekim, dikim, bakım, üretme, yetiştirme ve ıslah yollarıyla veyahut doğrudan doğruya tabiattan istifade etmek suretiyle nebat, orman, hayvan, balık ve bunların mahsullerinin istihsalini, avlanmasını, avcıları ve yetiştiricileri tarafından muhafazasını, taşınmasını, satılmasını veya bu mahsullerden sair bir şekilde faydalanılmasını ifade eder.
            ...
            Yukarıda yazılı faaliyetlerin içinde yapıldığı işletmelere zirai işletme bu işletmeleri işleten gerçek kişilere (Adi şirketler dahil), vergiye tabi olsun veya olmasınlar, çiftçi ve bu faaliyetler neticesinde istihsal olunan maddelere de mahsul denir." hükmü yer almaktadır.
            Aynı Kanunun 53'üncü maddesinde, çiftçilerin elde ettikleri zirai kazançların, bu Kanunun 94'üncü maddesine göre hasılatları üzerinden tevkifat yapılmak suretiyle vergilendirileceği, 54'üncü maddede yazılı işletme büyüklüğü ölçülerini aşan çiftçiler ile bir biçerdövere veya bu mahiyetteki bir motorlu araca veya on yaşına kadar ikiden fazla traktöre sahip olan çiftçilerin kazançlarının gerçek usulde (zirai işletme hesabı veya diledikleri takdirde bilanço esasına göre) tespit olunarak vergilendirileceği, kazançları gerçek usulde vergilendirilmeyen çiftçilerin bu kazançları için beyanname vermeyecekleri hüküm altına alınmıştır.
            Diğer taraftan, aynı maddenin beşinci fıkrası hükmü uyarınca, kazançları gerçek usulde vergilendirilmeyen çiftçiler, yazılı olarak vergi dairesinden istemde bulunmaları halinde izleyen vergilendirme dönemi başından, işe yeni başlayanlar ise, işe başlama tarihinden itibaren gerçek usule geçebilmektedirler. Ayrıca, Gelir Vergisi Kanununun 54'üncü maddesinde yazılı işletme büyüklüğü ölçülerini aşanlar, müteakip vergilendirme dönemi başından itibaren gerçek usulde vergilendirileceklerdir. Gerçek usule tabi olanlardan bu ölçülerin altında kalanlar ise, müteakip vergilendirme dönemi başından itibaren hasılatları üzerinden tevkifat yapılmak suretiyle vergilendirilebilmektedirler.
             Bu çerçevede, anılan Kanunun 54'üncü maddesinde, zirai kazancın gerçek usulde tespiti bakımından bir takvim yılı içinde dikkate alınacak işletme büyüklüğü ölçüleri belirlenmiş olup, söz konusu maddede, midye üretimi ile ilgili olarak herhangi bir işletme büyüklüğü ölçüsü belirlenmemiştir.
            Diğer taraftan, yine aynı Kanunun 94'üncü maddesinde, kimlerin vergi tevkifatı yapmakla yükümlü oldukları sayılmış, (11) numaralı bendinde de, çiftçilerden satın alınan zirai ürünlerin alış bedeli üzerinden bu çiftçilerin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapılacağı hükme bağlanmıştır. Söz konusu tevkifat oranları Bakanlar Kurulunun 12/01/2009 tarih ve 2009/14592 sayılı Kararı ile 01/01/2009 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, hayvanlar ve bunların ürünleri ile kara ve su avcılığı ürünleri için % 2, diğer zirai ürünler için ise % 4, ticaret borsalarında tescil ettirilerek satın alınan hayvan ve hayvansal ürünlerde % 1, diğer zirai ürünlerde ise % 2 olarak belirlenmiştir.
            Bu hüküm ve açıklamalara göre, midye üretimi faaliyetinin zirai faaliyet olarak değerlendirilmesi ve söz konusu faaliyet ile ilgili işletme büyüklüğü ölçüsü belirlenmemiş olduğundan, bu faaliyet nedeniyle elde edilen kazançların Gelir Vergisi Kanununun 94'üncü maddesi uyarınca tevkifat yapılmak suretiyle vergilendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca tevkif suretiyle vergilendirilecek zirai kazancınız için defter tutma ve beyanname verme yükümlülüğünüz de bulunmamaktadır.
            Öte yandan yetiştirilen midyelerin Gelir Vergisi Kanununun 94'üncü maddesinde sayılanlar dışındaki kişilerce satın alınması halinde herhangi bir vergi tevkifatı yapılmayacak olup, alım satıma ilişkin belge de düzenlenmeyecektir.
            Ayrıca, kazançları gerçek usulde vergilendirilmeyen çiftçilerin, yazılı olarak vergi dairesinden istemde bulunmaları halinde, izleyen vergilendirme dönemi başından; işe yeni başlayanların ise, işe başlama tarihinden itibaren gerçek usule geçebilecekleri tabiidir.
            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Balıkçı gemisinin satışından elde edilen hasılatın Gelir Vergisi matrahına dahil edilip edilmeyeceği

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
BALIKESİR VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
(Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü)


Sayı
:
46480499-120.02.02[2014/1464]-108
25/12/2014
Konu
:
Balıkçı gemisinin satışından elde edilen hasılatın Gelir Vergisi matrahına dahil edilip edilmeyeceği

            İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, 2001 yılında inşa ettirdiğiniz balıkçı gemisini on iki yıl sonra sattığınız belirtilerek, satış hasılatınızın gelir vergisine tabi olup olmadığı konusunda Başkanlığımızdan görüş talep edildiği anlaşılmaktadır.
            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 52 nci maddesinde, "Zirai faaliyetten doğan kazanç zirai kazançtır.
            Zirai faaliyet; arazide, deniz, göl ve nehirlerde, ekim, dikim, bakım, üretme, yetiştirme ve ıslah yollarıyla veyahut doğrudan doğruya tabiattan istifade etmek suretiyle nebat, orman, hayvan, balık ve bunların mahsullerinin istihsalini, avlanmasını, avcıları ve yetiştiricileri tarafından muhafazasını, taşınmasını, satılmasını veya bu mahsullerden sair bir şekilde faydalanılmasını  ifade eder.
            Bazı nebat ve hayvan nevilerinde istihsalin doğrudan doğruya arazi üzerinde yapılmaması zirai faaliyetin mahiyetini değiştirmez. ..." hükmü yer almaktadır.
            Aynı  Kanununun 53 üncü maddesinde, çiftçilerin elde ettikleri zirai kazançların bu Kanunun 94 üncü maddesine göre hasılatları üzerinden tevkifat yapılmak suretiyle vergilendirileceği; ancak 54 üncü maddede yazılı işletme büyüklüğü ölçülerini aşan çiftçiler ile 53 üncü maddede yazılı diğer şartları taşıyan çiftçilerin kazançlarının gerçek usulde tespit olunarak vergilendirileceği hükme bağlanmıştır.
            Yine aynı Kanunun 54 üncü maddesinde zirai kazancın gerçek usulde tespiti bakımından bir takvim yılı içinde dikkate alınacak işletme büyüklüğü ölçüleri belirlenmiştir. Buna göre balıkçılıkta dikkate alınacak işletme  büyüklüğü ölçüsü söz konusu maddenin (B) bendinin 2 nci grubunda "Denizlerde yapılan balık avcılığında toplam tekne boyu 20 metre" olarak belirlenmiştir.
            Mezkur Kanunun "Zirai İşletme Hesabı Esasına Göre Hasılat" başlıklı 56 ncı maddesinde ise, zirai işletme hesabı esasına göre hasılatın nelerden oluştuğu belirtilerek, aynı maddenin 5 inci bendinde,  amortismana tabi iktisadi kıymetlerin (Zirai istihsalde kullanılan gayrimenkuller hariç) satılması halinde Vergi Usul Kanununun 328 inci maddesine göre hesaplanan hasılatında dahil edilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır.
            6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 931 inci maddesinde; tahsis edildiği amaç, suda hareket etmesini gerektiren, yüzme özelliği bulunan ve pek küçük olmayan her aracın, kendiliğinden hareket etme imkanı bulunmasa da gemi sayılacağı hükme bağlanmıştır.
            21/12/1999 tarihli ve 23913 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 4490 sayılı Türk Uluslararası Gemi Sicili Kanununun 2 nci maddesinde, bu Kanunda geçen gemi kavramının ticari amaçla kullanılan her türlü yük, yolcu ve açık deniz balıkçı gemilerini ifade ettiği, aynı Kanunun 12 nci maddesinde ise bu Kanun uyarınca oluşturulan Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı gemilerin ve yatların işletilmesinden ve devrinden elde edilen kazançların gelir ve kurumlar vergileriyle fonlardan istisna olduğu hüküm altına alınmıştır.
            Diğer taraftan, konu hakkında 30/04/2007 tarih ve 26482 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin "5.12.1.1 Yasal düzenleme ve istisnanın kapsamı" başlıklı bölümünde; "4490 sayılı Türk Uluslararası Gemi Sicili Kanunu ile 491 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 5266 sayılı Kanunun 3'üncü maddesiyle değişik 12'nci maddesinin birinci fıkrasında, "Bu Kanun uyarınca oluşturulan Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı gemilerin ve yatların işletilmesinden ve devrinden elde edilen kazançlar, gelir ve kurumlar vergileriyle fonlardan istisnadır." hükmü yer almaktadır.
            Buna göre, 4490 sayılı Kanunla oluşturulan Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı gemilerin ve yatların işletilmesinden elde edilen kazançlar, faaliyetin gelir vergisi mükelleflerince (dar mükellefler dahil) yapılması halinde gelir vergisinden, kurumlar vergisi mükelleflerince (dar mükellefler dahil) yapılması halinde kurumlar vergisinden; Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı gemilerin devrinden elde edilecek kazançlar da gelir ve kurumlar vergisinden istisna olacaktır.
            Ayrıca, mükellefiyet durumunuzla ilgili yapılan sorgulama neticesinde, sahip olduğunuz 21 metre uzunluğundaki balıkçı gemisiyle balıkçılık faaliyetinde bulunduğunuz ve bu çerçevede gerçek usulde zirai kazanç mükellefi olduğunuz anlaşılmıştır.
            Yukarıda yer alan hüküm ve yapılan açıklamalar çerçevesinde, sahip olduğunuz geminin satışından elde edilen hasılatın, geminizin 4490 sayılı Kanun uyarınca oluşturulan Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı olması halinde, gelir vergisinden istisna edilmesi;  aksi takdirde ise bahse konu gemi satışından elde edilen kazancın, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 56 ncı maddesi kapsamında zirai kazancınıza dahil edilerek vergilendirilmesi gerekmektedir.
            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Kadın çiftçilere verilecek nakdi ödülün vergilendirilmesi

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
SAMSUN VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
MÜKELLEF HİZMETLERİ GRUP MÜDÜRLÜĞÜ


Sayı
:
B.07.1.GİB.4.55.15.01-2010-GVK-ÖZE-60-371
27/08/2011
Konu
:
Kadın çiftçilere verilecek nakdi ödülün vergilendirilmesi.

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzun incelenmesinden,Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Teşkilatlanma ve Destekleme Genel Müdürlüğünce düzenlenen Kadın Çiftçiler Tarımsal Yayım Projesi kapsamında gönderilecek ödenekten dereceye giren kadın çitçilere nakdi ödül verileceğinden bahisle, verilecek ödüllerin gelir vergisi, damga vergisi ve diğer vergilere tabi olup olmadığı hususunda görüş istenildiği anlaşılmaktadır.
VERASET VE İNTİKAL VERGİSİ YÖNÜNDEN
7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanununun 1 inci maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti uyruğunda bulunan şahıslara ait mallar ile Türkiye'de bulunan malların veraset yoluyla veya herhangi bir suretle olursa olsun ivazsız bir şekilde bir şahıstan diğer şahsa intikalinin veraset ve intikal vergisine tabi olduğuhükme bağlanmıştır.
Aynı Kanunun 2 nci maddesinin (d) fıkrasında da ivazsız intikal tabirinin, hibe yoluyla veya herhangi bir tarzda olan ivazsız iktisapları ifade ettiği açıklanmış bulunmaktadır.
Bu hükümlere göre, malların veraset yoluyla veya her ne suretle olursa olsun ivazsız bir şekilde bir şahıstan diğer şahsa intikalinin veraset ve intikal vergisine tabi tutulması gerekmektedir.
Gelir Vergisinin konusuna giren ödemeler karşılıksız olsa dahi veraset ve intikal vergisine tabi tutulmamaktadır.
Bu itibarla, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Teşkilatlanma ve Destekleme Genel Müdürlüğünce düzenlenen Kadın Çiftçiler Tarımsal Yayım  Projesi çerçevesinde yapılacak yarışmada  dereceye giren kadın çiftçilere verilecek nakdi ödüller, Gelir Vergisi Kanununun 29/1 inci maddesine göre gelir vergisinden istisna olduğundan, bu ödüller veraset ve intikal vergisinin konusuna girmemektedir. 
GELİR VERGİSİ YÖNÜNDEN
193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 29/1 inci maddesinde  "İlim ve fenni, güzel sanatları, tarımı, hayvan yetiştirilmesini ve memleket bakımından faydalı olan diğer işleri ve faaliyetleri teşvik maksadıyle verilen ikramiye ve mükafatlar" ın gelir vergisinden müstesna olduğu hükme bağlanmıştır.
Söz konusu Kanunun 29/1 inci maddesinde yer alan istisna hükmünün uygulanabilmesi için, ödemenin maddede belirtilen iş ve faaliyetleri teşvik amacıyla ve memleket çapında önemi haiz bir çalışma sonucu yapılmış olması gerekmektedir.
Buna göre, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Teşkilatlanma ve Destekleme Genel Müdürlüğünce düzenlenen Kadın Çiftçiler Tarımsal Yayım Projesi kapsamında dereceye giren kadın çiftçilere verilecek ödüllerin gelir vergisinden istisna edilmesi mümkün bulunmaktadır.
DAMGA VERGİSİ YÖNÜNDEN
488 sayılı Damga Vergisi Kanununun 1 nci maddesinde, bu Kanuna ekli (1) sayılı tabloda yazılı kağıtların damga vergisine tabi oluğu; Kanuna ekli (1) sayılı tablonun " IV. Makbuzlar ve diğer kağıtlar" başlıklı bölümünün 1/b fıkrasında da, "Maaş, ücret, gündelik, huzur hakkı, aidat, ihtisas zammı, ikramiye, yemek ve mesken bedeli, harcırah, tazminat ve benzeri her ne adla olursa olsun hizmet karşılığı alınan paralar  (avans olarak ödenenler dahil) için verilen makbuzlar ile bu paraların nakden ödenmeyerek kişiler adına açılmış veya açılacak cari hesaplara nakledildiği veya emir ve havalelerine tediye olunduğu takdirde nakli veya tediyeyi temin eden kağıtların" ın binde 6 (01.01.2010 tarihinden sonra düzenlenenlerin binde 6,6) nispetinde damga vergisine tabi tutulacağı hükümleri yer almaktadır.           
Buna göre, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Teşkilatlanma ve Destekleme Genel Müdürlüğünce düzenlenen Kadın Çiftçilere Tarımsal Yayım Projesi çerçevesinde yapılacak yarışmaya istinaden dereceye giren kadın çiftçilere nakdi ödül verilmesi nedeniyle düzenlenecek kağıtların damga vergisine tabi tutulmaması gerekmektedir.
Bilgi edinilmesini rica ederim.

Seyyar fotoğrafçılık ve video çekimi faaliyetinin esnaf muaflığı kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
BURSA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Gelir Grup Müdürlüğü


Sayı
:
17192610-120[ÖZG-2014-12]-109
11/04/2014
Konu
:
Seyyar fotoğrafçılık ve video çekimi faaliyetinin esnaf muaflığı kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği

            İlgide kayıtlı özelge talep formunda, seyyar olarak park, bahçe, dış mekan - açık havada boş zamanlarınızda fotoğraf çekimi (hatıra fotoğrafı, site profil fotoğrafı vs) ile fotoğraf makinenizin video çekme özelliğini kullanarak kısa hatıra yada tanıtıcı video çekimi  yaptığınız  belirtilerek,
             -Fotoğraf çekimleri ve kameramanlığınız neticesinde herhangi bir fotoğraf baskısı yada albüm baskısı gibi ek mal ve ürünler teslim edilmeyip sadece fotoğrafların yada videoların internet ortamında kullanımı için sayısal - dijital kopyalarını sunduğunuzda, Gelir Vergisi Kanununun 9 uncu maddesinde yer alan esnaf muaflığından yararlanıp yararlanamayacağınız,
             -Fotoğraf çekimlerinden elde edilen sayısal-dijital fotoğrafların sahiplerine baskı atölyesinde yada albümcüde albüm haline getirtilip teslimi durumunda vergisel durumunuzun nasıl olacağı,
             -Sosyal Güvenlik Kurumuna tabi olarak konuyla ilgisi olmayan bir firmada çalışmanızın vergiden muaf esnaf olarak değerlendirilmenize mani olup olmayacağı hususlarında,
             Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.
             193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 9 uncu maddesinde vergiden muaf esnafa ilişkin düzenlemelere yer verilmiş, kimlerin esnaf muaflığından faydalanacakları da maddede bentler halinde sayılmıştır.
             Aynı maddenin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde, "Bir iş yeri açmaksızın gezici olarak ve doğrudan doğruya müstehlike iş yapan hallaç, kalaycı, lehimci, musluk tamircisi, çilingir, ayakkabı tamircisi, kundura boyacısı, berber, nalbant, fotoğrafçı, odun ve kömür kırıcısı, çamaşır yıkayıcısı ve hamallar gibi küçük sanat erbabı;" hükmü yer almakta olup, maddenin mülga ikinci fıkrasından sonra gelen üçüncü fıkrasında, ticarî, ziraî veya meslekî kazancı dolayısı ile gerçek usûlde Gelir Vergisine tâbi olanlar ile yukarıda sayılan işleri Gelir ve Kurumlar Vergisi mükelleflerine bağlılık arz edecek şekilde yapanların esnaf muaflığından faydalanamayacakları belirtilmiş, son fıkrasında da "Bu muaflığın, 94 üncü madde uyarınca tevkif suretiyle kesilen vergiye şümulü yoktur." denilmiştir.
            Diğer taraftan, aynı Kanunun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında, vergi tevkifatı yapmak zorunda olanlar ile tevkifata tabi tutulacak ödemeler belirtilmiş, 13 numaralı bendinde;
            "Esnaf muaflığından yararlananlara mal ve hizmet alımları karşılığında yapılan ödemelerden (2009/14592 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca);
             ...
            c) Diğer mal alımları için %5
            d) Diğer hizmet alımları (a, b ve c alt bentleri hariç olmak üzere mal ve hizmet bedelinin ayrılamaması hali de bu kapsamdadır) için % 10,
            vergi tevkifatı yapılır." hükmüne yer verilmiştir.
              Ayrıca, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 37 nci maddesinde, her türlü ticari ve sınaî faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu belirtildikten sonra, ticari kazancın, Vergi Usul Kanunu hükümlerine ve Gelir Vergisi Kanunu'nda yazılı gerçek (Bilânço veya işletme hesabı esası) veya basit usullere göre tespit edileceği hükme bağlanmıştır.
            Aynı Kanunun 46 ncı maddesinde, 47 nci ve 48 inci maddelerde yazılı şartları topluca haiz olanların ticari kazançlarının basit usulde tespit olunacağı belirtilmiş, anılan maddelerde ise basit usule tabi olmanın genel ve özel şartları açıklanmıştır. Kanunun 51 inci maddesinde de basit usulün hududu gösterilmiş olup, söz konusu maddenin verdiği yetkiye dayanılarak çıkartılan 12/01/1995 tarih ve 95/6430 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile büyükşehir belediyesi olan illerin (Erzurum, Diyarbakır, Sakarya ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisine alınan yerlerden, yeni bağlanan mahallelerle birlikte 2000 yılı genel nüfus sayımındaki nüfusu 30.000'den az olan yerler ile 12/11/2012 tarihli ve 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun kapsamında büyükşehir belediyesi kurulan ve büyükşehir belediyesi sınırları içerisine alınan yerler hariç) mücavir alan sınırları dahil olmak üzere Büyükşehir belediye sınırları dahilinde her türlü emtia alım satımı ile uğraşan mükellefler, 01.01.1995 tarihinden itibaren gerçek usulde vergilendirme kapsamına alınmıştır.
            Konu ile ilgili olarak, yayımlanan 183 seri no.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği'nin  "5/b" bölümünde, "Götürü usulde vergiye tabi olan mükelleflerden her türlü emtia alım-satımı ile uğraşanlar, 01.05.1995 tarihinden itibaren gerçek usulde vergilendirileceklerdir. Emtia alım-satımının sabit bir işyerinde, seyyar olarak, toptan veya perakende yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın bu işi yapan götürü usule tabi olan mükellefler, bu kapsamda değerlendirileceklerdir." açıklamasına yer verilmiştir.
             Yukarıda yer alan hükümler çerçevesinde; söz konusu faaliyetinizi, gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerine bağlılık arz etmeksizin ve bir işyeri açmaksızın seyyar olarak yapmanız halinde,   Gelir Vergisi Kanununun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendi gereğince esnaf muaflığından yararlanmanız mümkün bulunmaktadır.
             Öte yandan, işyeri açmaksızın seyyar olarak fotoğraf çekim işini 94 üncü maddede sayılan kişi veya kuruluşlara yapmanız durumunda, bu satış karşılığında anılan kişi veya kurumlar tarafından yapılacak ödemeler üzerinden 94 üncü maddenin 13 numaralı bendi gereğince gelir vergisi tevkifatı yapılması gerekmektedir.
             Diğer tarafatan, söz konusu faaliyetinizi sabit bir işyeri açarak veya gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerine bağlılık arz edecek şekilde yapmanız durumunda  ise gelir vergisi mükellefi olmanız gerekmekte olup, bu durumda;
            - Faaliyetinizde kullanılan her türlü malzeme (albüm, CD, DVD vb.) müşterilerinize ait olmak üzere sadece fotoğraf veya video çekimi işiniz dolayısıyla, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunun 47 ve 48 inci maddelerinde yer alan basit usule tabi olmaya ilişkin genel ve özel şartları topluca taşımanız kaydıyla basit usulde faydalanmanız mümkün bulunmakta,
            - Faaliyetinizde kullanılan malzemelerin (albüm, CD, DVD vb.) tarafınızdan temin edilerek yapılması durumunda ise, 95/6430 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca, basit usulden faydalanmanız  mümkün bulunmamaktadır. Bu durumda mükellefiyetinizin gerçek usulde vergilendirilmesi gerekmektedir.
            Öte yandan, esnaf vergi muaflığından faydalananların başka bir işte sigortalı olarak çalışmaları, muafiyetten yararlanmalarına engel teşkil etmemektedir.
            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Teleskopla verilen hizmetin esnaf muaflığı kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
MANİSA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü


Sayı
:
85373914-120[40.01.42]-75
07/08/2014
Konu
:
Teleskopla verilen hizmetin esnaf muaflığı kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği

            İlgide kayıtlı özelge talep formunda, kendinize ait teleskop ile 1 TL karşılığında hizmet vermek istediğiniz belirtilerek, bu faaliyetinizden dolayı esnaf muaflığından faydalanıp faydalanamayacağınız hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.
             193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 9 uncu maddesinde vergiden muaf esnafa ilişkin düzenlemelere yer verilmiş, kimlerin esnaf muaflığından faydalanacakları maddede bentler halinde sayılmıştır.
             Söz konusu maddenin (2) numaralı bendinde, bir iş yeri açmaksızın gezici olarak ve doğrudan doğruya müstehlike iş yapan hallaç, kalaycı, lehimci, musluk tamircisi, çilingir, ayakkabı tamircisi, kundura boyacısı, berber, nalbant, fotoğrafçı, odun ve kömür kırıcısı, çamaşır yıkayıcısı ve hamallar gibi küçük sanat erbabının esnaf muaflığından yararlanacakları belirtilmiştir.
            Öte yandan, konuya ilişkin olarak Saruhanlı Vergi Dairesi Müdürlüğünce hakkınızda düzenlenen 24.06.2014 tarihli yoklama fişinin tetkikinden, kendinize ait 2-3 kg ağırlığında üç ayaklı sehpa üzerine monte edilebilen teleskop ile Manisa İli ve İlçelerinde seyyar olarak 1 TL karşılığında ay ve yıldızlara baktırma işi yapacağınız, bugüne kadar faaliyette bulunmadığınız, bunun dışında geçiminizi tarım işlerinde gündelik yevmiye ile sürdürdüğünüz anlaşılmıştır.
            Yukarıda yer alan hükümler çerçevesinde; bir işyeri açmaksızın seyyar olarak  kendinize ait teleskopla yapacağınız  faaliyetinizden dolayı, Gelir Vergisi Kanununun 9 uncu maddesinin 2 numaralı bendi gereğince esnaf muaflığından yararlanmanız mümkün bulunmaktadır.
             Bilgi edinilmesini rica ederim.

Lazer epilasyon hizmeti için serbest meslek makbuzu tanzim edilip edilemeyeceği

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü


Sayı
:
B.07.1.GİB.4.34.19.02-019.01-2067
19/11/2011
Konu
:
Lazer epilasyon hizmeti için serbest meslek makbuzu tanzim edilip edilemeyeceği hakkında.

            İlgide kayıtlı özelge talep formunuz ile genel tababet hizmeti verdiğinizi belirterek, işyerinizde vereceğiniz lazer epilasyon hizmeti için serbest meslek makbuzu düzenleyip düzenleyemeyeceğiniz konusunda Başkanlığımız görüşünü talep etmektesiniz.
           193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 37'nci maddesinde, ‘‘Her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançlar ticari kazançtır.'' hükmü yer almakta olup ‘‘Serbest Meslek Kazancının Tarifi" başlıklı 65'inci maddesinde ise "Her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancıdır.
            Serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır.'' hükmü yer almaktadır. Aynı Kanun'un 66'ncı maddesinde ‘‘Serbest meslek faaliyetini mutad meslek halinde ifa edenler, serbest meslek erbabıdır. Serbest meslek faaliyetinin yanında meslekten başka bir iş veya görev ile devamlı olarak uğraşılması bu vasfı değiştirmez '' hükmüne yer verilmiştir.
           Diğer taraftan 12/05/2003 tarih ve 25106 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan ‘‘Güzellik ve Estetik Amaçlı Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik''in 4'üncü maddesinin (d) fıkrasında ‘‘Sağlık Kuruluşu: Güzellik ve estetik merkezi, güzellik salonu, saç ekim merkezi, güzellik enstitüsü gibi isimler altında faaliyet gösteren, güzellik ve estetik amaçlı olarak kişilere cilt ve vücut bakımı, makyaj, epilasyon ve benzeri hizmetlerin verildiği özel sağlık kuruluşlarını'' ifade ettiği konusunda açıklama getirmiş ise de 15/02/2008 tarih ve 26788 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan ‘‘Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik''in 39/b maddesi ile söz konusu Yönetmelik yürürlükten kaldırılmış olup aynı Yönetmelik'in ‘‘Güzellik Salonları''başlıklı geçici 5 inci maddesinde ise; ''(1) 39'uncu maddenin birinci fıkrasının (b) bendi ile yürürlükten kaldırılan Yönetmelik'e göre açılmış güzellik salonları, sağlık kuruluşu statüsünden çıkarılmıştır. Güzellik salonu adı altında açılan işyerleri, 10/8/2005 tarih ve 25902 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik kapsamında belediyelerce ruhsatlandırılır.(2) Güzellik salonunda tıp fakültesi diploması olan biri çalışsa bile, tabip yetkisinde olan tıbbi işlemler güzellik salonunda yapılamaz. Bu hususa uymadığı tespit edilen kişiler hakkında ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.'' şeklinde açıklamalara yer verilmiştir.
            Bu hüküm ve açıklamalara göre lazer epilasyon faaliyetinin serbest meslek kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmayıp ticari bir organizasyonu gerektiren bir faaliyet olması nedeniyle bu faaliyetten elde edilen kazancın ticari kazanç olarak vergilendirilmesi gerekmektedir.
            213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 229'uncu maddesinde fatura; satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olarak tanımlanmıştır. Aynı Kanun'un 231'inci maddesinin (5) numaralı bendinde de faturanın malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren yedi gün içinde düzenleneceği, bu süre içinde düzenlenmemiş olan faturaların hiç düzenlenememiş sayılacağı, 232'nci maddesinde ise tüccarların sattıkları emtia veya yaptıkları işler için fatura vermek, satın aldıkları emtia ve hizmetler için de fatura istemek ve almak zorunda oldukları hükme bağlanmıştır.
           Bu itibarla, belirtilen mevzuat hükümlerine göre söz konusu faaliyetiniz serbest meslek kapsamında olmayıp ticari faaliyet kapsamında değerlendirildiğinden, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 177'nci maddesinde ''6'' bent halinde sayılan şartlardan birini taşımanız halinde bilanço esasına göre, aksi takdirde işletme hesabı esasına göre defter tasdik ettirilerek satılan emtia veya yaptığınız iş karşılığında fatura düzenlemeniz gerekmektedir.
            Bilgi edinilmesini rica e

Serbest meslek erbabının dış giyim harcamalarının mesleki kazancın tespitinde indirim konusu yapılıp yapılamayacağı ile ofis mobilyaları için amortisman uygulanıp uygulanmayacağı

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü


Sayı
:
11395140-105[313-2012/VUK-1- . . .]-1546
02/06/2014
Konu
:
Serbest meslek erbabının dış giyim harcamalarının mesleki kazancın tespitinde indirim konusu yapılıp yapılamayacağı ile ofis mobilyaları için amortisman uygulanıp uygulanmayacağı hk.

            İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, serbest muhasebeci mali müşavirlik mesleğinizin icrası sırasında kullandığınız ceket, pantolon, gömlek, kravat, ayakkabı vb. için yaptığınız harcamaların serbest meslek kazancının tespitinde gider olarak indirim konusu yapılıp yapılmayacağı ile vergilendirme dönemi içinde satın alınan ve bedeli takip eden vergilendirme dönemi içinde ödenecek olan amortismana tabi ofis mobilya ve mefruşat alımları bedellerinin amortisman yolu ile itfasına hangi yılda başlanacağı ve tahsil esasına göre bedeli ödenmediği halde alındığı yıla isabet eden amortisman tutarının gider yazılarak hasılattan indirilmesinin mümkün olup olmadığı hususlarında Başkanlığımız görüşleri talep edilmektedir.
            I-GELİR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN
            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun "Serbest Meslek Kazancının Tarifi" başlıklı 65 inci maddesinde; "Her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancıdır. Serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır..." hükmü yer almıştır.
            Aynı Kanunun 67 nci maddesinin birinci fıkrasında; "Serbest meslek kazancı bir hesap dönemi içinde serbest meslek faaliyeti karşılığı olarak tahsil edilen para ve ayınlar ve diğer suretlerle sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerden bu faaliyet dolayısıyla yapılan giderler indirildikten sonra kalan farktır." hükmüne yer verilmiştir.
            Öte yandan, mezkur Kanunun 68 inci maddesinde de serbest meslek kazancının tespitinde hasılattan indirilecek giderler bentler halinde sayılmış olup, maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde, "Mesleki kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için ödenen genel giderler (İkametgahlarının bir kısmını iş yeri olarak kullananlar, ikametgah için ödedikleri kiranın tamamı ile ısıtma ve aydınlatma gibi diğer giderlerin yarısını indirebilirler. İşyeri kendi mülkü olanlar kira yerine amortismanı, ikametgahı kendi mülkü olup bunun bir kısmını iş yeri olarak kullananlar amortismanın yarısını gider yazabilirler.)" hükmü, (2) numaralı bendinde; "Hizmetli ve işçilerin iş yerinde veya iş yerinin müştemilatındaki iaşe ve ibate giderleri, tedavi ve ilaç giderleri, sigorta primleri ve emekli aidatı (bu primlerin ve aidatın geri alınmamak üzere Türkiye'de kain sigorta şirketlerine veya emekli ve yardım sandıklarına ödenmiş olması ve emekli ve yardım sandıklarının tüzel kişiliği haiz bulunmaları şartıyla) ile 27 nci maddede yazılı giyim giderleri" hükmü, (4) numaralı bendinde; "Mesleki faaliyette kullanılan tesisat, demirbaş eşya ve envantere dahil taşıtlar için Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre ayrılan amortismanlar (amortismana tâbi iktisadi kıymetlerin elden çıkarılması halinde aynı Kanunun 328 inci maddesine göre hesaplanacak zararlar dahil)." hükmü yer almıştır.
            Yine aynı Kanunun 27 nci maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde ise; "Demirbaş olarak verilen giyim eşyası (Resmi ve özel daire ve müesseselerce hizmet erbabına işin icabı olarak verilen ve bunların işten ayrılmaları halinde geri alınan giyim eşyası)" hükmüne yer verilmiştir.
            Gelir Vergisi Kanununun 68 inci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan genel giderlerin, serbest meslek kazancının tespitinde gider olarak indirilebilmesi için kazancın elde edilmesi ve idamesi ile açık ve doğrudan bir bağının bulunması, yapılan işin mahiyetine uygun olması ve iş hacmi ile mütenasip olması gerekmektedir. (2) numaralı bendinde yer alan giyim giderleri ise işyerinde çalıştırılan hizmetli ve işçilere verilen giyim eşyalarıyla sınırlı olup, bu giyim eşyalarının işçilerce kullanımının işin gereği olması, bunların giyime hazır şekilde ve ayın olarak verilmesi, ticari teamüllere göre bu eşyanın işverence temininin alışılagelmiş olması ve hizmetli ve işçilerin işten ayrılmaları durumunda bunların geri teslim edilmesi gerekmektedir.
            Bu hüküm ve açıklamaların birlikte değerlendirilmesi sonucunda; mesleğinizin ifasında kullandığınızı belirttiğiniz ceket, pantolon, gömlek, kravat, ayakkabı gibi dış giyim eşyalarının münhasıran faaliyetinin yürütülmesine mahsus olmaması, söz konusu dış giyim eşyalarının iş dışında özel hayatında da kullanılmaya elverişli olması nedenleriyle, belirtilen dış giyim harcamaları ile kazancın elde edilmesi veya idamesi arasında doğrudan bir bağ olduğundan söz edilemeyecektir.
            Bu itibarla, serbest muhasebeci mali müşavirlik hizmetinin ifasında kullandığınız dış giyime ait harcamalar Gelir Vergisi Kanununun 68 inci maddesinin (1) ve (2) numaralı bentleri kapsamında değerlendirilemeyeceğinden, anılan harcamaların serbest meslek kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün değildir.
            II-VERGİ USUL KANUNU YÖNÜNDEN
            213 sayılı Vergi Usul Kanununun 211 inci maddesinde, serbest meslek erbabının işlerinde bir yıldan fazla kullandıkları ve amortismana tabi tuttukları tesisat ve demirbaş eşyanın kıymetleri ile amortismanlarını 189 uncu maddede yazılı şekilde tutulan "Amortisman kayıtlarında" gösterecekleri, 189 uncu maddesinde ise amortisman defteri veya listeleri kayıtlarının envanter kaydı hükmünde olduğu belirtilmiştir. Öte yandan, serbest meslek erbabının amortisman konusu iktisadi kıymetleri ile bunların amortismanlarını serbest meslek kazanç defterinin ayrı bir yerine yazmaları da mümkün bulunmaktadır.
            Mezkur Kanunun 313 üncü maddesinde ise, "İşletmede bir yıldan fazla kullanılan ve yıpranmaya, aşınmaya veya kıymetten düşmeye maruz bulunan gayrimenkullerle 269 uncu madde gereğince gayrimenkul gibi değerlenen iktisadi kıymetlerin, alet, edavat, mefruşat, demirbaş ve sinema filmlerinin birinci kısımdaki esaslara göre tespit edilen değerinin bu Kanun hükümlerine göre yok edilmesi amortisman mevzuunu teşkil eder.
            ...
            Değeri (01.01.2014 den itibaren) 800 TL'yi aşmayan peştemallıklar ile işletmede kullanılan ve değeri (01.01.2014 den itibaren) 800 TL'yi aşmayan alet, edevat, mefruşat ve demirbaşlar amortismana tabi tutulmayarak doğrudan doğruya gider yazılabilir." hükmü bulunmaktadır.
            Buna göre, bir iktisadi kıymetin amortismana tâbi tutulabilmesi için, işletmenin envanterine kayıtlı olması, kullanıma hazır halde bulunması, işletmede bir yıldan fazla kullanılması, yıpranmaya, aşınmaya veya kıymetten düşmeye maruz bulunması ve değerinin yukarıda belirtilen haddin üzerinde olması gerekmektedir.
            Bu itibarla, mesleki faaliyette kullanılmak üzere satın alınan ofis mobilyası ve mefruşat gibi amortismana tabi iktisadi kıymetler için bedelin ödenip ödenmediğine bakılmaksızın yukarıda belirtilen şekilde amortisman kayıtlarında gösterilmesi şartıyla amortisman ayrılması mümkündür.
            Bilgi edinilmesini rica ederim.